GameDesire - play free online games. Snooker, pool, chess, poker texas holdem, mahjong, backgammon, yatzy, word games and card games. Rankings, ladders, and tournaments...
In order to login your browser has to have cookies unblocked .
Düştüm bir batağa çıkamıyorum ana Öldürüyor beyaz zehir diyorlar adına Biliyorum yandığımı ama sönmüyorum ana Bir tadan bir daha bırakamıyor ana
Beyaz zehir derlerdi aldırmazdım Rüya görürsün derlerdi uyanamazdım Şimdi bir kabustayım, Korkmaktayım Bitirdi beni ana yok olmaktayım
Gençtim ana cahildim hiç ölmem derdim Bu sefer son bir daha kullanmam derdim Öyle değilmiş ana, ben beyaza yenildim Aynada değişen yüzümdü, değişen bendim
Bilseydim düşermiydim bu çıkmaza Üzermiydim sizi ağlatırmıydım ana Dost dediklerim itiyor beni uçuruma Ümidim kalmadı dayanamıyorum ana
Kaçmak istiyorum bu dertten bu meletten Bırakmak istiyorum olmuyor, be ana Affedin beni ana son özrüm sizden Seni düşünüyorum yaşamak istiyorum ana
Pişmanım ana pişmanım, hemde çok pişmanım Sizi ne kadar üzdüğümün farkındayım Siz üzülmeyin, derdime kendim yanayım Kavrulayım bu dertle, kurtulayım ana
Kendimi düşünmüyorum ana yaktım sizi Çok incittim kırdım tertemiz kalbinizi Size yakıştıramıyorum şimdi kendimi Yine de oğlun olarak ölmek isterim ana
Babama söyle ana ne olur beni affetsin Benimde bir oğlum vardı, adı kemaldi desin Mezarıma gelipte benim için dua etsin Ne olur ana babam hakkını helal etsin.
Yakındır ölüm haberim gelir sana Gelir tabutun konur musalla taşına Günahım çok ana çıkamam Allah ın karşısına Ana dua et sen yinede biricik yavruna...
Hakkını helal eyle ana yaklaşıyorum sona Bu son sefer çıkıyorum son yolculuğuma Genç yaşta kavuşuyorum kara toprağa İbret olsun kaderim ana ardımda kalanlara...
saygılar:(:(
Posted at 2008-08-30 11:05:37 PST(UTC-8H) |
Comments(1) | Permanent link
Günlerden bir gün zengin bir baba oğlunu köye götürdü. Bu yolculuğun tek amacı vardı;
insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek.
Çok fakir bir ailenin evinde iki gün geçirdiler. Köyden oturdukları kente gelirken baba oğluna sordu; "İnsanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?" "Evet!"
"Ne öğrendin peki?"
"Şunu öğrendim:
Bizim evde bir köpeğimiz var,
… onlarınsa üç.
Bizim bahçede çok büyük bir havuzumuz var,
… onlarınsa sonu olmayan bir dereleri.
Bizim birkaç halımız var, …..onların yemyeşil, göz alabildiğince uzanan çimenleri Bizim görüş alanımız karşı apartmana kadar, ……onlarsa bütün bir ufku görüyorlar. Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı.
Oğlu ekledi; "Teşekkürler, baba. Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!'' Hayata biraz da çocukça bakabilmek dileğiyle… SAYGILAR
Posted at 2008-05-27 11:22:58 PST(UTC-8H) |
Comments(3) | Permanent link
Müşfik KENTER‘ den... Aşk bir kelebek gibidir, peşinden koştukça hep senden kaçar.. En iyisi bırak uçsun, inan ki hiç beklemediğin bir anda gelip omzuna dokunu verir... Aşk mutlu eder, bazen de üzer ama aşk özeldir, aşkını hak eden birine sunarsan eğer..”
Sevgilisi Olanlara;
Aşkın amacı birileri için "mükemmel insan" olmak değildir, Seni mükemmelliğe en çok Yaklaştıracak insanı bulmaktır..
Çapkınlara;
Sevmediğin birine asla "seni seviyorum" deme.. İçinde olmayan duygulardan varmış gibi söz etme.. Kimsenin hayatına kalbini kırmak için girme.. Sevgi dolu bakan gözlere asla yalan söyleme, çünkü birine verebileceğin en büyük acı, Aşık olmadığın birini kendine aşık etmektir...
Evli Olanlara;
Seven insan "senin hatan" yerine "özür dilerim" diyendir... "neredesin“ yerine "ben buradayım“diyendir.. "nasıl yaparsın" yerine "niye yaptığını anlıyorum" diyendir.. ve aşk "keşke" yerine daima "iyi ki"diyendir... Kalbi Kırık Olanlara; Kalp yarası siz kanatmaktan vazgeçinceye kadar sürer ve ilacı bu acıya alışmak değil, ondan ders çıkarabilmektir. Aşık Olmaktan Korkanlara; Aşka düş ama tökezleme,anla ama bekleme, paylaş ama isteme, yaralan ama asla acıyı içinde büyütme... Sevdiğini Fazla Sahiplenenlere; Sevdiğinin bir başkasıyla mutlu olduğunu görmekten daha acı bir şey varsa,o da sevdiğinin seninle mutsuz olduğunu görmektir.. Aşkını İtiraf Etmeye Çekinenlere; Sevdiğinden ayrılınca aşk acı verir, sevdiğin seni terk edince daha da çok acı verir ama en acısı, onu ne kadar Sevdiğini bilmesine hiç fırsat vermemektir.. Dönmeyecek Birini Hala Bekleyenlere; Hayatın en hüzünlü anı, deli gibi sevdiğin insanın buna hiç değmediğini gördüğün andır ve en büyük kaybın onun için harcadığın yıllardır... Senin aşkını şu gün hak etmeyen, bil ki 10 sene sonra yine hak etmeyecektir... Bırak, gitsin...
Posted at 2008-05-27 11:16:46 PST(UTC-8H) Comments(0) | Permanent link
kenar mahallelerinden birinde, bir Cafe-Barda, espressolarımızı içiyorduk. çeri giren müşterilerden biri, barmene
"due caffee, uno sospeso" (iki kahve, biri askıda) dedi, iki kahve parası verdi,
bir kahve içip gitti, Barmen de duvar üzerinde asılı duran çiviye bir küçük kağıt astı. Biraz sonra içeri iki kişi girdi.
Onlar da “trio caffee, uno sospeso"
(üç kahve, biri askıda) dediler,
Üç kahve parası verdiler ve iki kahve içtikten sonra gittiler.
Barmen "askı“ ya yine bir küçük kağıt astı. Bunun gün boyu böyle
sürdüğü anlaşılıyordu.
Bir süre sonra kahveye, üstü başı biraz eski-püskü,
belli ki yoksul bir kişi girdi ve barmen’e
"uno caffee sospeso "(askıdan bir kahve) dedi.
Barmen hemen bir kahve hazırladı ve
Yeni müşterinin önüne koydu.
Yoksul kişi kahvesini içtikten sonra para ödemeden
çıktı, gitti. Barmen ise duvardaki askıya taktığı kağıtlardan birini kopardı,
parçalayıp çöp kutusuna attı.
Bu gözlemimizin sonunda, gözlerimizi yaşartan,
fakat kesinlikle örnek almamız gereken bir
“İtalyan toplumsal terbiyesi" öğrendik:
Yardım etmek için insanların gereksinimlerini belirlerken, yalnızca yaşamsal gereksinimlerle
sınırlı kalmak zorunda değiliz.
Bir Venedikli için, yaşamsal olmasa da kahve,
günlük yaşamda önemli bir yer tutmaktadır.
Kahve içebilecek kadar parası olmayan kişilere yardım edebilecek düzeydeki kişiler, kendileri bir kahve parası daha ödüyorlar.
Yardım ettiği kişiyi görmedikleri için bu kişiler de daha mutlu oluyorlar,kimden geldiğini bilmedikleri bu ikramı kabul eden kişiler ise huzurlu oluyor
Yardım eden ile alan arasında, bu caffe-bar'daki garson gibi, köprü görevi yapan kişilerin ise güler yüzlü ve sevgi dolu olmaları gerekiyor.
İçeri giren yoksul bir kişinin
"Bana askıda kahve var mı?" diye
sormasına gerek bırakmamak için "askıda kahve olduğunu" belirten kağıt parçalarını kolaylıkla görünebilen bir yere asmak ise bu olgunun
çok zarif bir bölümünü oluşturmaktadır.
Biz Türkler bu askıya bir şeyler asamaz mıyız ?
Bir Ekmek Fırının’da, yada bir Bakkal’da, yada bir Market’te...
“Askıda Ekmek” :):)
Kulağa hoş gelmiyor mu? yaparız hatta
“Askıda Ekmek” uygulamasının
Isparta’da 3 Fırın tarafından yapıldığını biliyormuydunuz!?.
SAYGILAR
Posted at 2008-05-18 10:24:11 PST(UTC-8H) |
Comments(1) | Permanent link
Herhalde bir gösteriş, birine, aynı cinse, Kadınsan erkeğe, erkeksen kadına karşı kendini beğendirme çabası,bir moda,bir gelgeç ruh hali değil... Sempati.. İlgi.. Bağlılık.. Yüceltme.. Taçlandırma...Sorumluluk duyma.. Yürekten algılama. Bakışlarla anlaşma. Ses tonuyla destek verme. Kesintisiz ilişki.. Kayıp olmaz, yitmez.
Yoktan var olmaz bir duygu.
Bunların hepsi bir araya gelip, zaman içinde gıdım gıdım birikerek dostluğun çimentosunu oluşturuyor.
Gazetelerde okuyoruz. TV'lerde seyrediyoruz. Sağda, solda konuşmalarda adı geçiyor: Güzel yemek yeme dostu.. Edebiyat dostu. Türk Sanat Müziği dostu. Çocukların dostu.. Halkın dostu.. Dostluklar nasıl oluşuyor Unuttuk.. Bu hızlı kent hayatı dostluk duygusunu,aklımızdan aldı..
Yüreğimizden çaldı.
Nasrettin Hoca bir Cuma günü camide cemaate namaz kıldırmak üzere ezan okunsun diye bekliyormuş. Bir adam gelmiş. "Hocam" demiş! "Eşeğimi yitirdim..." Hoca da adama; "Şu namazı kıldıralım, senin eşeğin çaresine bakarız" demiş. Hoca namazı kıldırmış,vaazını vermiş ve cemaate dönmüş: "İçinizde hiçbir dostuyla bir bardak çay içip saatlerce konuşmamış, dostuyla sekiz saatlik yürüyüşe çıkıp hiç konuşmadığı halde sıkılmadan yürüyüşünü tamamlamamış ve komşunun kızına kem gözle baktı diye dost bildiği arkadaşını arkadaşlıktan silmemiş biri var mı?" diye sormuş.Arka sıralarda saf tutmuş, sümsük tipli biri parmağını kaldırıp, "Ben varım Hocam." demiş. Hoca eşeğini yitiren adama dönmüş, "Al bu adamı git, bundan büyük eşek olur mu?
Yitirdiğin eşeğin yerine kullanırsın" demiş.
Dostun yoksa... Eşekten farkın ne? Olumsuz düşünür Sokrates'e öğrencileri sormuş: Dostluk nedir? Sokrates de onlara şu yanıtı vermiş; "Çocukluğumdan beri arzuladığım bir şey vardır. Kimi insan atları olsun ister... Kimi insan köpekleri. Kimisi altını, kimisi de şanı, şerefi;
Bense bir dostum olsun isterim..."
İnsan biriktiren yaratık... Şan, şöhret biriktiriyor... Süper zenginse boğazda villa biriktiriyor. Tablo biriktiriyor. Repoda para kasalarda naftalin kokulu döviz, antika biriktiriyor.Gençse plak, kaset, cd biriktiriyor. Yorgun bir ihtiyarsa kahvelerde zaman biriktiriyor… Bazıları da Kuledibi'nde Çukurcuma'ya, Üsküdar'da Eskiciler Çarşısı'na, Unkapanı'nda Horhor'a gidip; antika lambalar,cam şişeler, eski koltuklar, tesbihler, tombaklar biriktiriyor.Ali ise kitap biriktiriyor.
Cahilse kin biriktiriyor.
Dost biriktirmeyi içimizde kaç kişi deniyor? Evet, kabul ediyorum,insan birçok kişiyle beraber mükemmel dost olamaz, tıpkı aynı zamanda birçok kişiye aşık olamayacağı gibi... Fakat cinnete düştük. Dost biriktirmeyi unuttuk. NAZİK OLMAK İÇİN,
KÜÇÜK İTFAİYECİ Annesi, altı yaşındaki lösemiyle savaşan Bora’ya bakarken dalıp gitmişti. Kalbi, acı içinde olmasına rağmen, kararlılık duygusunun da etkisini hissediyordu......... Doktorlar Bora’nın yaklaşık bir aylık ömrü kaldığını söylemişlerdi. Her ebeveyn gibi o da oğlunun büyümesini ve umutlarını gerçekleştirmesini isterdi. Ama bu, artık gerçekleşmeyecekti. Löseminin buna fırsat tanıması olası değildi. Oysa o oğlunun hayallerinin gerçekleşmesini istiyordu."Bora! Büyüyünce ne olmak istediğini hiç düşündün mü? " diye sordu."Anneciğim, ben büyüyünce hep İTFAİYECİ olmak istedim."Annesinin içi burkuldu, ama gülümsedi... “Bora’nın dileğini gerçekleştirebilir miyim acaba?" diye düşündü.Ertesi gün, Ankara'daki İtfaiye Müdürlüğüne gitti…Ve orada yüreği en az Ankara kadar büyük itfaiyeciler ile tanıştı. Onlara oğlunun son isteğinden söz etti… Ve oğlunun itfaiye arabasıyla şehirde küçük bir tur atmasının mümkün olup olamayacağını sordu. İtfaiye Müdürü; "Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Eğer oğlunuzu Çarşamba sabahı saat sekizde hazır ederseniz, onu o gün şeref konuğu yapar,itfaiyeci kimliğine büründürürüz.” Bizimle itfaiye müdürlüğüne gelir, bizimle yemek yer, yangın söndürmeye gelir.” “Hatta, bize Bora’nın ölçülerini verirseniz, ona üzerinde Ankara itfaiyesinin ambleminin olduğu gerçek bir itfaiyeci kostümü diktirir, lastik botları ısmarlarız. Hepsi Ankara’da üretiliyor." Dedi Üç gün sonra, bir itfaiyeci Bora’yı aldı, ona elbisesini giydirdi, ve hasta yatağından itfaiye arabasına kadar eşlik etti.Bora, itfaiye arabasına kuruldu… . İtfaiye Müdürlüğüne doğru yol almaya başladılar Kendini çok mutlu hissediyor ve içi içine sığmıyordu. O gün Ankara'da tam üç yangın ihbarı olmuştu. Bora değişik itfaiye arabalarına, hatta İtfaiye Müdürünün resmî arabasına da binmişti. Yerel televizyonlar da onu izleyip, çektiler. Hayallerinin gerçekleşmesi, gösterilen sevgi ve ilgi, Bora’ya, o kadar moral vermiş, onu o kadar etkilemişti ki; Doktorların verdiği süre tam altı ay aşılmıştı. Ancak bir gece Bora’nın bütün yaşam belirtileri, dramatik bir şekilde yok olmaya başladı. Hiç kimsenin yalnız ölmemesi gerektiğine inanan başhemşire, aile bireylerini hastaneye çağırdı.Daha sonra Bora’nın itfaiyede geçirdiği en mutlu gününü hatırladı.İtfaiye Müdürlüğüne telefon açıp, “Bora’nın bu dünyaya veda ederken yanında, özel kıyafetleri içinde bir itfaiyecinin bulunması mümkün mü?” diye sordu. İtfaiye Müdürü, Küçük İtfaiyecinin son anlarını yaşadığını duyunca göz yaşlarına engel olamadı. Titrek bir sesle: “Elbette dedi. Hatta bundan daha iyisini de yapabiliriz. Beş dakika içinde oradayız.” Ancak; Sirenlerin çaldığını duyduğunuzda, paniğe yol açılmaması adına yangın olmadığını…”“Sadece itfaiyecilerin önemli bir meslektaşlarını ! ziyarete geldikleri anonsunu yapar mısınız?” Ve lütfen sirenleri duyduğunuzda Bora’nın odasının penceresini açınız" diye yanıtladı. Yaklaşık beş dakika sonra siren sesiyle birlikte Hastaneye çengel ve merdiven taşıyan itfaiye arabası geldi. İtfaiyeciler merdiveni açtılar ve Bora’nın 5.kattaki odasına doğru yaklaştılar. Tam on dört itfaiyeci Bora’nın odasına girdiler. Annesinin izniyle onu kucakladılar. ve ona; “onu ne kadar sevdiklerini” söylediler. Ölümle pençelesen Bora, İtfaiye Müdürüne baktı ve; "Efendim, ben simdi gerçekten itfaiyeci miyim?" diye sordu. Gözyaşlarını belli etmemeye çalışarak: "Bundan şüphen mi var Bora?“
diye yanıtladı müdür. Bu kelimelerden sonra, Bora gülümsedi ve; Gözlerini sonsuza dek kapattı. Belki farkında değilsiniz, Belki unuttunuz, Belki de, hep günlük işlerin arasında boğuluyorsunuz; Ama bilin ki ; HAYAT; ASLINDA,SEVGİ VE UMUT DAĞITMAKTIR.
Eğer Bora’nın dramını okurken,boğazınıza bir şeyler düğümlenip, gözleriniz dolduysa;başınızı ellerinizin arasına alıp biraz canınızı acıtacak bir düşünce gezisine çıkmaya adaysınız demektir. Varsayalım bir arkadaşınızın Küçük İtfaiyeci Bora gibi bir aylık ömrünün kaldığını öğrendiniz…Onunla kavga eder misiniz? Eşyalarına zarar verir misiniz? Alay eder misiniz? Kıskanır mısınız? Şikayet eder misiniz? Bir şeyini çalmaya yeltenir misiniz? Canını acıtmaya kıyabilir misiniz? Kısacası onu kıracak en küçük bir söz veya davranışta bulunabilir misiniz? Cevabınız HAYIR değil mi? Şimdi yüreğinizi sızlatacak varsayım; Varsayalım Canınızdan çok sevdiğiniz Anneciğinizin, Evinizin direği Babacığınızın, Küçük İtfaiyeci Bora gibi bir aylık ömrünün kaldığını öğrendiniz…Onlara saygısızlık eder misiniz? Sözlerini dinlemezlik eder misiniz? İstekleri olduğunda tembellik eder misiniz? Onların okuldan veya çevreden sizi şikayet eden sözler işitmesini ister misiniz? Onları üzmeye kıyabilir misiniz?Kısacası onları kıracak en küçük bir söz veya davranışta bulunabilir misiniz? Cevabınız HAYIR değil mi? Bu sorulara hayır cevabını vermek için, sevdiklerinizin bir aylık zamanının kalmasını beklemeyin!!! SEVGİ VE UMUT DAĞITMAK İÇİN GEÇ KALMAYIN !!! Çünkü sevdiklerinizin ve sizin ne kadar zamanınız kaldı bilmiyorsunuz !!! O ZAMAN, BU GÜNDEN TEZİ YOK, SEVDİKLERİNİZİN KIYMETİNİ DAHA İYİ BİLİN !!! VE GERÇEK SEVGİNİZİ ORTAYA KOYUN !!! SAYGILAR……….
Posted at 2008-05-17 11:11:03 PST(UTC-8H) |
Comments(2) | Permanent link
Jerry, çevresindekilerin çok sevdiği insanlardan biriydi. Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile.
Bu adam, bu halde bile nasıl iyimser olabiliyor? Birisi nasıl olduğunu sorsa; “Bomba gibiyim” diye yanıt verirdi hep.. “Bomba gibiyim.” Jerry bir doğal motivasyoncuydu...
Yanında çalışanlardan biri, o gün, kötü bir günündeyse, Jerry yanına koşar, duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı.
Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni... Bir gün Jerry’ye gittim. Anlayamıyorum dedim.. Nasıl olur da, her zaman, her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun... Nasıl başarıyorsun bunu?
Her sabah kalktığımda kendi kendime Jerry bugün iki seçimin var: Havan ya iyi olacak, ya kötü.. derim. Havamın iyi olmasını seçerim. Kötü bir şey olduğunda gene iki seçimim var: Kurban olmak, ya da ders almak.
Ben başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim. Birisi bana bir şeyden şikayete geldiğinde, gene iki seçimim var.. Şikayetini kabul etmek ya da ona hayatın olumlu yanlarını göstermek. Ben hayatın olumlu yanlarını seçerim.
Yok yahu, diye protesto ettim. Bu kadar kolay yani? Evet.. Kolay dedi Jerry.. Hayat seçimlerden ibarettir. Her durumda bir seçim vardır. Sen her durumda nasıl davranacağını seçersin. Sen insanların senin tavrından nasıl etkileneceklerini seçersin. Sen havanın, tavrının iyi ya da kötü olmasını seçersin... Yani sen, hayatını nasıl yaşayacağını seçersin!..
Jerry’nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu, uzun yıllar görmedim. Ama, hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek yerine, seçim yapmayı tercih ettiğimde hep onu hatırladım.
Yıllar sonra, Jerry’nin başına çok tatsız bir şey geldi. Soygun için gelen hırsızlar, paniğe kapılıp, Jerry’yi delik deşik etmişler... Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış. Taburcu edildiğinde, kurşunların bazıları hala vücudundaymış.
Ben onu, olaydan altı ay sonra gördüm. Nasılsın? diye sorduğumda, Bomba gibiyim dedi Bomba gibi. Olay sırasında neler hissettin Jerry dedim. Yerde yatarken, iki seçimim var diye düşündüm.. Ya yaşamayı seçecektim, ya ölümü.. Ben yaşamayı seçtim.
Korkmadın mı, şuurunu kaybetmedin mi !.. Ambülansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı. Bana hep İyileşeceksin merak etme dediler. Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla sürerlerken, doktorların ve hemşirelerin yüzündeki ifadeyi görünce ilk defa korktum.Bu gözler bana; Bana adam ölmüş diyordu. Bir şeyler yapmazsam, biraz sonra ölü bir adam olacaktım gerçekten..
Ne yaptın? diye merakla sordum.. Kocaman bir hemşire yanıma yaklaştı ve bağırarak herhangi bir şeye alerjim olup olmadığını sordu.. Evet diye yanıt verdim.. Var.. Doktorlar ve hemşireler merakla sustular.. Derin bir nefes alarak kendimi toparladım ve bağırdım: Benim kurşunlara alerjim var !..
Doktorlar ve hemşireler gülmeye başladılar. Tekrar bağırdım.. Ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin. Otopsi yapar gibi değil..
Jerry, sadece doktorların büyük ustalıkları sayesinde değil, kendi olumlu tavrının büyük katkısı ile yaşadı. Yaşaması bana yeni ders oldu.
Hergün, hayatımızı dolu dolu yaşamayı seçme şansımız ve hakkımız olduğunu ondan öğrendim.. Ve her şeyin kendi seçimimize bağlı olduğunu..
Bu yazıyı okuduğumda iki seçimim vardı,
1. Unutup gitmek. 2. Dostlarımla paylaşmak.
Ben, ikincisini seçip bunu sizlerle paylaşmayı tercih ettim.
Posted at 2008-05-14 16:47:11 PST(UTC-8H) Comments(0) | Permanent link
Düştüm bir batağa çıkamıyorum ana Öldürüyor beyaz zehir diyorlar adına Biliyorum yandığımı ama sönmüyorum ana Bir tadan bir daha bırakamıyor ana
Beyaz zehir derlerdi aldırmazdım Rüya görürsün derlerdi uyanamazdım Şimdi bir kabustayım, Korkmaktayım Bitirdi beni ana yok olmaktayım
Gençtim ana cahildim hiç ölmem derdim Bu sefer son bir daha kullanmam derdim Öyle değilmiş ana, ben beyaza yenildim Aynada değişen yüzümdü, değişen bendim
Bilseydim düşermiydim bu çıkmaza Üzermiydim sizi ağlatırmıydım ana Dost dediklerim itiyor beni uçuruma Ümidim kalmadı dayanamıyorum ana
Kaçmak istiyorum bu dertten bu meletten Bırakmak istiyorum olmuyor, be ana Affedin beni ana son özrüm sizden Seni düşünüyorum yaşamak istiyorum ana
Pişmanım ana pişmanım, hemde çok pişmanım Sizi ne kadar üzdüğümün farkındayım Siz üzülmeyin, derdime kendim yanayım Kavrulayım bu dertle, kurtulayım ana
Kendimi düşünmüyorum ana yaktım sizi Çok incittim kırdım tertemiz kalbinizi Size yakıştıramıyorum şimdi kendimi Yine de oğlun olarak ölmek isterim ana
Babama söyle ana ne olur beni affetsin Benimde bir oğlum vardı, adı kemaldi desin Mezarıma gelipte benim için dua etsin Ne olur ana babam hakkını helal etsin.
Yakındır ölüm haberim gelir sana Gelir tabutun konur musalla taşına Günahım çok ana çıkamam Allah ın karşısına Ana dua et sen yinede biricik yavruna...
Hakkını helal eyle ana yaklaşıyorum sona Bu son sefer çıkıyorum son yolculuğuma Genç yaşta kavuşuyorum kara toprağa İbret olsun kaderim ana ardımda kalanlara...
saygılar:(:(
Posted at 2008-05-14 15:43:30 PST(UTC-8H) Comments(0) | Permanent link
Sabah uyandıgında midesinde bir yanma hissetti. Yanmanin nedeni aksam yedikleri degil, uyanir uyanmaz bugün yapacaklarinin aklina gelmesiydi. Bugün 2 yildir götürmeye çalistigi bir birlikteligi bitirecekti. Aslinda bunu yapmakta geç bile kalmisti. 'Bitmeli dedi içinden, her gün bu tatsiz uyanis bitmeli.' Genç adam bunlari düsünürken surati sekilden sekile giriyordu. Süratle giyinerek disari çikti. Bugüne kadar hiç bekletmemisti onu, simdi de bekletmemeliydi. İzmir, soguk ve yagmurlu bir Nisan ayi yaşıyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; 'Bulutlar bizim yasayacaklarimizi biliyor. Onlar bile agliyor halimize...' >>> >> BULUSMA VAKTI... Artik karşıyaka iskelesindeydi. Birkaç dakikalik beklemeden sonra karsidan kiz arkadasinin geldigini gördü. Simdi midesindeki agri daha da artmisti. Konak'a geçtiler. Yolculuk sirasinda hiç konusmadilar. Genç kiz, sevgilisinin bu durgunluguna anlam verememisti. Nereden bilecekti bugün ayrilik çanlarinin çalacagini... Konak'a geldiklerinde bir cafede oturdular. Genç kiz anlamisti sevgilisinin kendisine bir sey söylemek istedigini. 'Bana birsey mi söylemek istiyorsun' diye sordu. Genç adam, gözlerini kaçirarak 'Evet' dedi. Genç kiz heyecanlanmisti, biraz da sinirlenerek 'Söylesene, ne diye bekliyorsun' dedi. Genç adam içini çektikten sonra 'Sence biz nereye kadar gidecegiz?' diye sordu. Genç kiz, 'Bunu sorma geregini niye duydun?' diye yanit verdi. Genç adam söze basladi... ''Birkaç ay önce aksam 23:00 civarinda sana telefon açip senin için yazdigim siiri okumak istemistim. Sen bana 'Sirasi mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?' demistin. Biliyormusun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim kendimi. Özür dileyip telefonu kapatmistim. Daha sonra da bu siiri benden hiç istememistin. Geçenlerde hasta olup yataklara düstügümde arkadaslarimla birlikte sen de gelmis, Meral'in 'Sen sanslisin, sevgilin sana bakar' sözüne 'Isim yok da sana mi bakacagim, annen baksin' demistin. Hatirladin mi?' DUYGUSALLIGI SEVMEM... Genç kiz, 'Biliyorsun ben duygusalligi sevmiyorum. Hem hasta bakici gibi göründügümü de kimse söyleyemez' diye yanitladi. Genç adamgüldü, Evet canim haklisin. Zaten olmak istesen de bu kalbi tasidigin sürece hasta bakici, hemsire falan olamazsin.' Genç adam devam etti... 'Bana simdiye kadar kaç kere sabahin erken saatlerinde güzel sözcüklerden olusan bir mesaj çektin? Hiç... Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusalligi sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven insanlari da mutlu etmeyi sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanlari mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanidigimdan beri her sabah, her aksam, her gece yani seni andigim her saat tatli bir mesajim vardi senin için. Biliyor musun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz. Genç kiz anlamisti, 'Yani ne istiyorsun benden sair olmami mi?' Genç adam tekrar gülümsedi içinden. Dün gece verdigi ayrilik kararinin ne kadar dogru oldugunu düsündü. 'Hayir' dedi, 'Sair olmani istemiyorum. Olamazsin da... BIZ AYRILMALIYIZ. Ayrilirsak ikimiz için de en hayirlisi olacak.' Genç kiz sasirmisti, 'Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdigini saniyordum.' Genç adam iç çekerek 'Hayir canim, sen beni sevdigini saniyorsun. Eger beni sevseydin simdi baska seyler konusuyor olurduk' dedi. Genç kizin gözleri yasarmisti. Genç adam cebinden çikarttigi mendili uzatti, genç kiz gözyaslarini silerek 'Sen bilirsin, umarim beni bir baskasi için birakmiyorsundur...' dedi. Genç adam 'Nasil böyle bir sey düsünürsün, senden baska kimse olmadi ve uzun zaman da olacagini sanmiyorum' yanitini verdi. Genç adam ve genç kiz iki sevgili olarak oturduklari masada artik iki yabanciydilar. Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kiz, 'Kalkalim istersen' dedi. Genç adam 'Ben biraz daha burada kalmakistiyorum, istersen sen kalkabilirsin' diye yanitladi. Genç kiz 'Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim' diyerek elini uzatti. Genç kizin sesi ve eli titriyordu. Genç adam, Istersen arkadas kalabiliriz' dedi ve birbirlerine son kez sarildilar. "BEN DOGRU YAPTIM..." Genç adam dogru yaptigina inaniyordu. Eve döndügünde yürümekten bitap bir haldeydi. Odasina girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken kalkip ise gidecekti, uyumaliydi. Birkaç saat sonra uykuya dalmayi basardi. Sabah 7'de saatin ziliyle uyandi. Evden çikacagi zaman cep telefonuna bakti, mesaj ve 10 cevapsiz arama vardi. Yorgun oldugu için duymamisti telefonun sesini. Aramalar ve mesaj sevgilisindendi. Heyecanla mesaji açti, sunlar yaziyordu:
SADECE ONLARI SEVMEYI SEVDIM, HEPSINI ONLARSIZ YASADIM DA, BIR SENI SENSIZ YASAYAMIYORUM, BU ASKI TEK KALPTE TASIYAMIYORUM, SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM, BIR TEK SENI SEVDIM, VE SENI SEVEREK ÖLECEGIM, ELVEDA BIRTANEM... Genç adam sasirmisti. Onu tanidigi günden beri ilk defa siir aliyordu ve üstelik sabahin besinde yazmisti. Heyecanla onu aradi, telefonu yabanci bir ses açti. Genç adam ''Nalan'la görüsebilir miyim?'' dedi. Ama karsisindaki agliyordu, hiçkira hiçkira hemde... ' Ben onun annesiyim yavrum, kizim bu sabah intihar etti. gece sabaha kadar birilerini arayip durdu. Sabah odasinin isigini sönmemis görünce girdim. Yavrum kendini asmisti....' YIGILIP KALDI... Genç adam beyninden vurulmusa döndü. Bir gün önceki mide agrisinin iki katini çekiyordu simdi. Oldugu yerde yigilip kaldi...
Birkaç ay sonra iki doktor konusuyordu hastanede. Doktarlardan biri digerine karsidaki hastanin durumunu soruyordu. Doktor yanit verdi... 'Haaa o mu? Üç ay önce getirdiler. Kendisi yüzünden bir kiz intihar etmis. O günden sonra cep telefonunu elinden hiç birakmamis. Devamli bir seyler yazip birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim. O uyurken gönderdigi numarayi aradim. Numara 3 ay önce iptal edilmis. Gelen mesajlarda bir siir var. Bu adam duygusal mi bilmem ama benim anladigim kadariyla siiri yazan çok duygusal biriymis...
"ÇEVRENIZDEKI INSANLARIN NE HISSETTIGI YA DA NE DÜSÜNDÜGÜNDEN O KADAR EMIN OLMAYIN, BAZEN BIR KALBIN, IÇINDE NELER SAKLADIGINI ÖGRENDIGINIZDE HERSEY IÇIN ÇOK GEÇ OLABILIR..." AMA YINEDE SEVGINIZI GOSTERMEKTE GEC KALMAYIN ÇUNKU ;
KARSINIZDAKI INSANIN SIZDEN DUYABILECEGI EN UFAK BIR TATLI SOZ ONUN YENI BIR GUNE MUTLU BASLAMASINA NEDEN OLABILIR veya SIZE KARSI OLAN SEVGISINI BIR KAT DAHA ARTTIRIR...........
saygılarımla............
emre güneş
Posted at 2008-05-13 12:01:20 PST(UTC-8H) |
Comments(1) | Permanent link