You are here:  
 

players

 > 

gazi.bayram

 > 

blog

login / register
Login
GameDesire Player: QQ_KOTEKQO

GameDesire - play free online games. Snooker, pool, chess, poker texas holdem, mahjong, backgammon, yatzy, word games and card games. Rankings, ladders, and tournaments...

In order to login your browser has to have cookies unblocked .
 
   

Latest photos

Search for user

World Map

Search for blog

Achievements

 
Search player
 
Recent profiles
robert9k1
M 29, Poland
kelime11
sajmon154
M 18, Poland
japinha23
szik173
M 34, Romania
bruninhasp20
F 21, Brazil
reni.94
Natmaro
M 28, United Kingdom
BrunoPuppin
M 30, Brazil
dj_2509
M 18, Mauritius
 
 
   

gazi.bayram



Dost'lar eşsizdir aynı bulunmayan hint kumaşı gibi bakacağın yeri iyi seçmelisin.

Points: 4
Latest achievements:
  •   
  •   
  •   

last connection:  19 minutes 54 seconds ago   

Poker Texas Holdem 2004





ProfileAlbumsMapFriendsBlogRoomsResultsTournaments
 

Suya Yazılan Mektuplar
Ç içek Yüzlüm; Her zamankinden çok farklı bir mektup okuyacaksın. Belki biraz şaşıracaksın. Ama bu şaşkınlığının uzun süreceğini sanmıyorum. Senin gibi çok duyarlı bir insanın sevgiyle aşk arasındaki farkı anlamaması beklenemezdi. Biz, adına yaşam dediğimiz sürecin en önemli gerçeğini biliyoruz: Önce sevmek vardı. Sevdik. Sonra da aşkı keşfettik, sonucunu düşünmeyi bile insan olmamıza aykırı saydık. Meksikalı yaşlı balıkçıyı sevdik örneğin. Sevginin evrenselliğiydi bu. Afrikalı zenci çocuğu sevdik. Sarı benizli annenin çocuğunu beslerken beyaz cama yansıyan görüntülerini hiç unutmadık. Çöplükten beslenenleri görünce, bize anlatılan her şeyi unutmak istedik de bireycilik olur diye vazgeçtik. Ormanlarda birlikte yandık. Acıkmış kedi yavruları bulurduk çocukluğumuzda; koynumuzda ekmek kaçırıp çatı aralarında beslerken anne olurduk, baba olurduk. Büyükler maddeye ne kadar aldandılarsa, o kadar anlamazlardı bizi. Sevgi, bizim en güçlü yanımızdı ve en zayıf yanımız. Ağlamayı, önce sevgilerde öğrendik. /Sevgiydi, inandık. İnsan, varlık nedenini yok sayamazdı. Telefondaki apansız bir sesti sevgi, soluktu. Dokunmaktı biraz. Yollar yürümekti. Bilinmedik zamanlarda yanyana oturup gülümsemekti. Pencere önlerinde ufka dalıp boşluklarda yitip gitmekti. Uzaklarda, çok uzaklarda yol bilmez kuşların kırık kanatlarına bağlı pusulalarda yazanı beklemekti sevgi. Özlemekti./ Özledik. Sevgi (ve aşk) din olsaydı, ibadeti emek olurdu. İnandık. /Bir arı çiçeğe konarken kanatlarını çok çırparsa, incitecek diye korkanlardandık./ Yaşamın hüznünü paylaşarak azaltmayı umuyorduk, onlar çocuk yanımızı kanatıp giderlermiş tek söz söylemeden. /İnsanlar gördük, dost sandık. Biz bir ses duyumu özlerken, yalan sevgilerin hoyratlığında kendine kimlikler arayan. Duymayan insanlar gördük, bütün çiçeklere renk körü bakan. Telefonlarda sesimiz her defasında susuz topraklar gibi çatlaktı da onlar bizi anlamazlardı. “Sevenlerin hor görüldüğü dünyada” aykırı mevsimlerde çığsı çığsı ıslanırdı da saçları, güneşe bakamazlardı. Bizi bilmezlerdi. Sormazlardı. Anlamazlardı./ Yaşamdaki bu rolleri hiç değişmezdi. Sevginin araç değil, amaç olduğunu, ancak bu yaşam kültürüyle varolabileceklerini bir türlü kavrayamazlardı. /İlgi gördükçe dev aynasına bakıp taşıyamadıklarını kusarlar, ayna kirlendikçe kendilerini göremezler, gittikçe küçülürlerdi. Büyüdükçe küçülmenin gizini hiçbir zaman çözemediler./ Gerçek olan şu ki sevgiyi bilmeyen yaratıkların aşkı bilmeleri de beklenemezdi. Sevgi ve aşk, insanla diğer canlılar arasındaki en belirgin farktı. Onların ilâhlarıysa, maddeydi. /Dördüncü tür yaratıktılar. Yüzlerce yıl öncesi kavimlerin putlara tapması gibi, maddeye taparlardı. Kendi ürettiğine tapan ilkel yaratıklar olmaları zorlarına gitmezdi. Bütün toplumları mitoz bölünmeyle çoğalarak kuşattılar. Ülkeler yönettiler. Roma’yı yakarken lir çalıp oynamak, sıradan bir eğlenceydi onlar için. Kâbil’den beri cana kıydılar. Ateşle beslenirlerdi, suları kirlettiler. Artık herkes olabilirlerdi. Sevgi borsaları kurdular kentlerde. Kazandıklarını ya ömür boyu biriktirdiler ya da yeni ilâhlar elde etmek için harcadılar. Yalnızca sömürdüler. Parazitlerin işi de buydu, farklı olmadılar. Olsalardı, insandılar. Sevgiyi karıncanın besin kırıntısını bilmesi kadar bilmediler. Bilemezlerdi. Geleceğe yazacakları insanca hiçbir şeyleri olmadı. Aşkı farketmeyecek kadar aykırıydılar. İnsan ticareti, imanlarının tek ibadetiydi. Umut aldılar, acı sattılar. İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde yalanlarını gizlemek için tanıklar bulmaları zor olmadı. Birer Hüsrev’diler, Ferhat’ı bilmezlerdi. Şirin’den içindeki ateşi bastıracak bir söz duymadığı için, uzattığı incileri yerlere serptiğini gördüler de budala sandılar. Anlamaları için insanlığın aynasını tutmak istedik yüzlerine, yoktu. Onlar ne kadar varsalar, yüzleri o kadar yoktu./ Varoldukları ilk günden beri yeryüzünün hiçbir bölgesinde sevgi toplumları oluşmadıysa, bundandır. Yüzyılların birikimiyle oluşan aşk kültürünü kavrayabilecek derinliği olmayanlardan aşk beklemek gereksiz bir iyimserlikti ama biz, her aşkta aslolan umudumuzla yine de sevdik... /Aşktı, inandık. Bedellerin kimi zaman yaşam pahasına ödendiği bir uygarlıktı aşk. Bulutların rüzgârından üşüyen Annabel Lee’ye ağlarken sevdalı olmaktı./ Biliyorduk. Yaşam, kimsenin anlayamayacağı dengesiyle her gündoğumunda sunduğu umudu akşam çökünce durduk yerde alırdı gözlerimizden. Böyle nice günler yaşayarak geldik bugünlere, biz neler gördük... /Sevgililer gördük, seveni yangınlarda bırakıp, yabancı tenlerde kendini tüketen. İhanetler gördük. Yalanlar gördük, bizim olan her şeyi bir bir yağmalayan. Artık ağlamak vaktiydi. Ağladık. Apansız terkeden sevgiliye değil, kendimize ağladık. Aşk üzre, aşka ağladık. Kimseler bilmezdi bizi. Canımızı adadığımız sevgili bilmezdi. Kahrettik. Karabasanlar çöktü gözlerimize. Bir gün bile ah etmedik. Sevdik. Hepsi bu! Yalnızlık hiç bu kadar anlamlı olmadı./ Sevmek, yalnızlığı göze alabilmektir çoğu zaman. Her yıkıma hazırdık. /İnsandık. Sevdik. Yaşadık. Yanılmadık./ Yanılanlar; ihanetin, yalanın, onursuzluğun çıkmazında ömür tüketip yaşadığını sananlardır. Yüzyılların birikimi bilgilerle insan, bilimler üretti. Bu bilimlerle evrenin derinliklerini keşfetti. Her galaksiye ayrı ayrı ad koydu. Hangi kuyruklu yıldızın yeryüzünden çıplak gözle ne kadar süreyle görülebileceğini yüzde yüz doğru olarak saptayabildi. Gezegenlerin çapını ölçebildi vs. İnsan akıllı bir varlıktır çünkü. Şimdi sormanın tam sırasıdır bence: Akıl nedir? Anlama ve düşünme yeteneğinin bileşiminden oluşan yetiye akıl demiyor muyuz? Bir soru daha: Böylesine akıllı olan insan eğer sevginin önemini, dahası, aşkın olmazı olur yapan gücünü keşfedemediyse, hangi akıldan söz ediyoruz? Tarih boyunca nicesi, hiçbir canlı türünün yapamayacağı zulümleri yapmadı mı kendi türüne? Böyle olunca da bu yaratıklara insan denebilir miydi? Sevgiyi keşfedebilselerdi nice yanlış yaşanır mıydı? İnsan, bedeniyle değil, beyniyle insandır. Nicesi, Sevgi Günlüğü’nde aşkı çok iyi yazdığımı söylüyor. Bunun olanaksız olduğunu biliyorum. Bu, benim eksikliğim değil, aşkın fazlalığıdır. Okyanustan bir kova su alıp incelemek okyanusun bütününü anlamak için yeterli olabilir mi? Derinliklerde neler olduğunu kaç kişi görebildi? Kaç kişi bu okyanusun sularına dalıp derinlik sarhoşluğuna kapılmayı göze alabildi? Aşkta sürekli bir keşfetme ve çözümleme vardır. Sevenler bu gerçeğin emekçisi olabildiler mi? Elde edince aşk bitiyor demek, ne büyük aldanıştır. Saygı olmadan hangi birliktelik sürebilirdi ki? Saygının sevgiden ve aşktan daha duyarlı olduğunu anlamak gerekmez miydi? Bir nesneyi elde edince, artık eski öneminde değildir. Bunun ekonomi biliminde açıklaması bellidir. Ya sevgili? Bu, onun için de geçerli olabilir mi? Hani bizim canımızdan çok sevdiğimizdi? İçi boş kalmış, emeksiz “seni seviyorum”larla ne kadar aşk? Aşka bireyci bir faydacılıkla yaklaşmanın adını koyma zamanı gelmedi mi? Onların aşk sandığı, aşkın ülkesine giden yolda toz zerresi bile olamaz. Sevgiliyi kendilerine benzetmeye çalışırlar. Onun bir dünyası olabileceğini anlamak istemezler. Vitrindeki süs eşyasıyla sevgiliyi aynı görmenin aşkın kitabında yeri yoktur. /Durdukça yeni biçimler deniyordu. Birer kuklaydı ürettikleri. Bulduğu her biçim, kendini yadsıyordu. Aşkını anlatacak söz bulamıyordu. “Senden başkası olmayacak,” diyordu sürekli. Biçim denemeyi de sürdürüyordu. Binlerce yapay sevgilisi oldu, herbiriyle aslını aldattı./ Önemli olan sahiplenmenin çıkmazına düşmeden sahip çıkmayı öğrenebilmektir. Aşkı bilenler, bu gereksinmeyi ayırt ederler. Sevgilinin sorunlarını benzeri görülmemiş dayanışmayla çözmeye çalışmak, aşkın ibadetidir. Sevgilinin en küçük sağlık sorunu bile sevende karabasana dönüşür. Felâketin eksi sonsuz, çılgınca yaşanan sevinçlerin artı sonsuz olduğu süreçte grafik eğrisi eğer bu değerler arasında gidip gelmiyorsa, aşkın yaşanabildiği söylenir mi? Aşk, içimizde patlamalarla yaşanırsa aşktır. Mecnûn, Leylâ’sının aşkından çöllere düştüğü zaman kimse anlama(z)dı onu. Saçı sakalı birbirine karışmış, gözleri sevdiğinin özlemiyle pelte pelte olmuş bir seveni kaç kişi anlayabilirdi? Yaşam, ona Leylâ’sının dönüp geleceğine ilişkin hiçbir güvence vermiyordu. Onu sonsuz zamanlar üzre yitirmiş olabileceğini düşünerek yanıyordu. Sevgiliyi yitirme korkusunu içimizde bıçak gibi saplı duyduğumuz zaman, aşktır. Emanet can taşıyoruz. Yaşamı birlikte doyasıya tadarak varolduğumuz sevgili, beklemediğimiz bir anda yitip gidebilir. Yaşamın bu riski süreklidir. Seven, aşkı bu korkuyla yaşar. Yaşam, önce sevgiyi öğretir bize, sonra aşkı. Önümüze getireceği her sınav, binlerce bilmecenin çözümü için tek şansımızdır. Sevdiğimize gönlümüzü veririz. Bu, bizim insan yanımızdır. Sevgili, böyle bir inceliği anlayamıyorsa, kaçınılmaz biçimde bunu belli edecektir. Yaşam, kaç zaman sonra gönlümüzü geri verecektir ama karşılığında bedel isteyecektir bizden. Bizim olanı bize geri vermek için bedel isteyecektir. Yeni bir aşkta mutluluğu bulmak adına ise hiçbir güvence sunmayacaktır. Yaşam böyle bir haksızlığı yapınca, boynumuzun bükük kalması boşuna değildir. Aşkta ihanet, bütün yıldızların aynı anda sönmesi kadar uzak bir olasılık olsa da nicesi yaşanmadı mı? Bu duygu sefaletine de birçok özür bularak savunmaya geçmediler mi? Asıl ihanetin “duygusal ihanet” olduğunu, bedensel aldatmaların yalnızca bir “kaçamak” sayılacağını ileri sürüp küçülmediler mi? Cinsellik karşısında bozguna uğrayan duygulara bile aşk demediler mi? Her insanın aşkın farkında olduğuna inanıyorum. Öyleyse, aşk adına yaşanan yanlışları anlamak gerekmez mi? Bazı insanlar, sevgiye inandıklarını söyleyip aşkı yadsırlar. Gerekçe olarak da “bir gün aşkın biteceğini, geriye -eğer kalırsa- sevginin kalacağını, bu durumda aşkın geçici bir saplantı olduğunu” kendilerince süslü örnekler vererek açıklarlar. Çevrelerinde kendilerini onaylayacak kişileri bulmaları da zor olmaz. Bu durumda, zamana, aşka ve kendi geçmişlerine karşı utku kazanmış bir komutan gibi gururlu bakışlarla konuşmayı sürdürürler. Bazıları bilgiç oldukları için, aslında “yürekten sevgiye” inandıklarını, aşkın ise palavradan başka bir şey olmadığını söylerler. Bunların etkileme gücü de çoktur. Ama dostla sevgili arasındaki farkı hiçbir zaman açıklayamazlar. Tartışmada yenilgiye razı olamayacakları için, sığ örneklerle kavram kargaşası oluşturup tezlerini işlemeyi sürdürürler. Sevgiye inanıp da aşkı yadsıyanların tezlerini tartışmaya bile gerek yoktur. Böceklerin bile binlerce türü olur da duyguların tekdüze olması beklenebilir miydi? Bilimin de kabul ettiği aşk gerçeğini yadsımak anlamsız bir kaçıştan başka bir şey olamaz. (Bu arada, bilimin aşkı kabul etmesi ne kadar önemliyse, aşka ilişkin çözümlemelerde bulunması da o kadar saçmadır.) Her aşkın temelinde sevgi vardır. Böyle olduğu için, dostlukların aşka dönüştüğü çok görülmüştür. Çünkü, aşkın ve dostluğun ortak paydası insan sevgisidir. Sevginin dostluk aşamasından sonra aşka yönelen birliktelikler, aşkta sonsuzluğa ulaşabilme şansını elde ederler. Aşkı yadsıyanların kendi tarihlerinde aşk adına yaşanmış sayısız yenilgileri vardır. Bu yenilgilerden geriye kalan öfke, onlarda aşktan öç alma duygusunu körükleyince, yanılmaları kaçınılmazdı aslında. (Aşktan öç almaya çalışmak, bir insanın beslenemediği sofrayı yıkmaya çalışmasından farksızdır. Aç kalacak olan kendisidir.) Aşk, çok az insanın yaşayabileceği, kendi doğasına ters düşen, dış dünyanın zorladığı bütün etkenlere direnen bütünleşmedir. Aşkı bilmeyenler, evliliğin aşkı bitirdiğini söylerler. Aşka ilişkin önyargılara dönüşen binlerce yanılgıdan biridir bu. /Bütün çiçekler güzeldi, imrendiler. Birlikte büyüteceklerdi, anlaştılar. Kadın, suyunu verecekti; adam, güneşe çıkartacaktı, toprağını havaland 
Posted at 2008-05-29 01:44:38 PST(UTC-8H)
Comments(0) | Permanent link
 
 
   
 
change language version: bg br bs cn cz de dk ee en es fa fi fr gr hu id il in
it jp ko lt lv ma nl no ph pl pt ro ru sa se sk th tr tw
ua vi
poker page
About us   Contact   Terms of Service   Game etiquette
Copyright © 2003-2008 Ganymede All rights reserved.
Official Partners: www.casesladder.com   www.eliters.com