You are here:  
 

players

 > 

ivibi

 > 

blog

login / register
Login
GameDesire Player: 29magik

GameDesire - play free online games. Snooker, pool, chess, poker texas holdem, mahjong, backgammon, yatzy, word games and card games. Rankings, ladders, and tournaments...

In order to login your browser has to have cookies unblocked .
 
   

Latest photos

Search for user

Search for photo

World Map

Search for blog

Achievements

 
Search player
 
Recent profiles
sharthin1
M 19, Peru
deepyc
M 17, Brazil
**Novata**
F 23, Brazil
Tu_Ch!kIto
kryst86
M 22, Poland
$*$FeLiPe$*$
M 14, Brazil
beleza.rara
ebaldo
ku343
M 22, Poland
sensener
M 33, Turkey
 
 
   

ivibi



>>Yürek Söz Verdiyse, Bizde Sözden Dönülmez, Kalp Kalbe Gönül Vermişse Bizde İnkar Edilmez, Bizde Gurur Zedelenir Ama Sevgiye, Dostluga Asla İhanet Edilmez!!!

Latest achievements:
No achievements during last month...

last connection:  3 days 10 hours ago   

Pool 8 - 2004





ProfileAlbumsMapFriendsBlogRoomsResultsTournaments
 
Notes:
 
Show results in the groups of :
10
30


Pages: 3
1


BİRAz uzuN Bi YAzı AMa Çok GÜzeL:))

> >Yazan: Dogan Cuceloglu

> >Kaliforniya' da Long Beach sehrindeki Eyalet Universitesi' nde ogretim

> >uyesi olarak ders verirken, ayni somestrde benim iki dersimi alan bir kiz

> >ogrencim dikkatimi cekmeye baslamisti. Bu genc bayanin su ozelliklerinin

> >farkina varmistim: Her seyden once cok guzel bir kizdi; gozum gayri

> >ihtiyari ona gidiyordu. Ikinci olarak cok iyi bir ogrenciydi; butun sinav

> >ve odevlerde en yuksek notu o aliyordu. Ayrica, cok hanimefendi, cok nezih

> >bir kisiligi vardi. Bolumun bir pikniginde kiz ogrencimin nisanlisiyla

> >tanistim ve itiraf edeyim, ilk aklimdan gecen, 'Armudun iyisini ayilar yer'

> >dusuncesi oldu. Yukarida ozelliklerini saydigim o guzel kizin bana

> >tanistirdigi erkek, yirmi yedi-yirmi sekiz yaslarinda, saci biraz dokulmus,

> >sisman denecek kadar toplu, cirkin, kisa boylu biriydi.

> >Bu kisiye parasi icin yuz vermis olabilecegini dusundum. Daha sonra

> >ogrendim ki, bu genc adamin parasal gucu yok; baska bir universitenin

> >psIkolojik danismanlik bolumunde doktora ogrencisi olarak okula devam

> >ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapip profesor olmak istiyor.

> >Acaba benim guzel ogrencim bu adamda ne bulmustu? Bir hafta sonra ders

> >cikisi koridorda ogrencimin yanina yaklastim ve Sally adiyla anacagim

> >ogrencimle aramizda soyle bir konusma gecti:

> >'Sally, nisanlinla nasil tanistiginizi merak ediyorum?

> >'Bir kilise faaliyetinde ayni komitede calistik; o zaman tanidim kendisini

> >'

> >'Nesi seni etkiledi; hangi ozelliklerini sevdin?

> >Sally, bir Amerikali olarak bu soruyu hic beklemiyordu. Amerikan

> >kulturunde, bu tur sorular kisinin mahremiyetine tecavuz olarak kabul

> >edildiginden pek sorulmaz. Amerikan kulturune gore ben o anda Sally'nin

> >mahremiyetine 'burnumu sokuyordum.'

> >Saskinligi gecince cok icten, gozlerinin ici gulerek, 'O sahane bir insan;

> >o benim kahramanim! Ben ondan cok seyler ogrendim' dedi.

> >O anda ilk hissettigim sey kiskanclik duygusu oldu. Guzel bir kadinin

> >erkegine, 'Sen benim kahramanimsin' duygusu icinde bakmasinin erkege

> >verilmis en buyuk hediye oldugunu hissettim ve anladim. Bu hediyeyi,

> >hayatim boyunca hic almadigimi biliyordum ve o kisiyi kiskandim.

> >'Nasil yani?' dedim.

> >'Frank bir yetimhanede buyumus. Yetim olmanin ne demek oldugunu bildigi

> >icin, universite ogrencisi olunca, yetimhaneden iki cocuga agabeylik yapma

> >karari almis. Haftada on saatini onlara ayiriyor; onlarla bulusup oynuyor,

> >kitap okuyor, onlari muzeye goturuyor. Onlarin iyi gelismesi icin elinden

> >geleni yapiyor. Biri ameliyat oldu, hastanede yatiyor ve Frank simdi

> >aksamlari hastanede kaliyor, geceleri ona bakiyor.'

> >Yuzume tokat yemis gibi oldum. Utandim. Kendime kizdim. Ben guya en yuksek

> >egitim duzeyine gelmis biriydim ve karsimdakini hala dis gorunuse gore

> >yargiliyor ve onu 'ayi' olarak goruyordum. Icimdeki pislikten utandim. Bir

> >sure sonra Sally'nin icinde yetistigi aile ortamini merak etmeye basladim.

> >Soyle bir mantik yuruttum: o adama baktigim zaman ben neden, 'Armudun

> >iyisini ayilar yer' diye dusundum? Cunku ben, icinde yetistigim ortamda sIk

> >sIk bu benzetmeyi duyarak buyumustum. Icinde yetistigim ortam beni nasil

> >etkilemisse, Sally'nin icinde yetistigi ortam da onu oyle etkilemis

> >olmaliydi.

> >Birkac hafta sonra Sally'e, ailesinin nerede oturdugunu sordum. Los

> >Angeles'in uc yuz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmis . Onun

> >ailesiyle tanismak istedigimi, bunu mumkun olup olamayacagini sordum.

> >'Kendilerine bir sorayim, eminim sizinle tanismak isteyeceklerdir, ' dedi

> >ve iki gun sonra, 'Ailemle konustum; sizinle tanismaktan mutlu olacaklarini

> >soylediler,' dedi. Dort-bes hafta sonra San Francisco'ya gidecektim,

> >Sally'nin ailesinin yasadigi kasaba yolumun ustundeydi, onlara ugrayabilir,

> >onlarla tanistiktan sonra yoluma devam edebilirdim.

> >Bu planimi Sally'e soyledigimde Sally, 'O gun ben de aileme gidecektim;

> >isterseniz beraber gidebiliriz, ' dedi. Ailesine haber verdi. Onlar da

> >sabah kahvaltisina gelmemizi soylemisler. Long Beach'ten sabahin altisinda

> >yola ciktik ve dokuz bucuk civarinda Sally'nin agabeyi Brian'in evine

> >vardik. Sally'nin babasi George orada bulusmamizi uygun gormus. Cok

> >guleryuzlu bir aileydi. Brian'in, en ufagi dort yas civarinda dort cocugu

> >vardi.

> >Ziyaret ettigim bu guleryuzlu sicak ailede, iki olay gercekten dikkatimi

> >cekti. Bunlardan ilki, Sally'nin babasi George'un torunlariyla konusurken

> >onlarin goz hizalarina inmesiydi. Bunu o kadar dogal yapiyordu ki, artik

> >farkina varilmadan yapilan bir davranis oldugu belliydi. Sally'ye,

> >babasinin torunlariyla hep boyle mi konustugunu sordum. 'Evet' yanitini

> >alinca, kendisi cocukken de babasinin, onunla goz hizasina inerek mi

> >konustugunu sordum. 'Evet, biz boyle biliyoruz. Agabeyim Brian da

> >cocuklariyla boyle konusur; ben de kendi cocuklarimla boyle konusacagim.

> >Biz boyle biliyoruz', dedi. Tuylerim diken diken oldu. Ben universite

> >ogretim uyesiydim ve insan psIkolojisi benim uzmanlik alanimdi ama uc

> >cocugumdan hicbiriyle goz hizasina inerek konustugumu hatirlamiyordum.

> >Kendime kizdim; sonra kendime kizmaktan da vazgectim, beni yetistirenlere

> >kizdim. Sonra onlara kizmaktan da vazgectim ve butun nesilleri yetistiren

> >kultur ortamina kizdim. Daha sonra kimseye kizmayacagimi anlayarak, oradaki

> >ogrenme firsatindan yararlanmaya karar verdim. Torunlarinin onunde diz

> >cokerek konusan dede George'a 'Beyefendi, cocuklarin goz hizasina inerek

> >konusuyorsunuz! ' dedim. Bana biraz saskinlikla gulumseyerek, 'Tabii, onlar

> >kucuk insanlar!' yanitini verdi. Oyle bir bakisi vardi ki, bu bakis sanki

> >'Bu kadar dogal bir sey ki, herhalde bunu herkes yapiyordur; sen yapmiyor

> >musun?' diyordu.

> >O bakisa karsi butun yaptigim, mahcup bir gulumseme oldu.

> >Bu guleryuzlu sicak ailede dikkatimi ceken ikinci olay, Sally'nin agabeyi

> >Brian'in davranisi oldu. Brian, Pasifik ulkeleriyle ticaret yapan, oldukca

> >varlikli biriydi. Evlerinin buyuklugunden, yuzme havuzundan,

> >ciftliklerinden, arabalarinin turunden ailenin zenginligi belli oluyordu.

> >Kahvaltidan sonra saat on bir dolaylarinda telefon caldi ve Brian bir sure

> >telefonla konustu. Ofisten ariyorlarmis, Koreli bir isadami Los Anegeles'ta

> >imis, kendisiyle gorusmek icin helikopterle saat 14'te gelmek istiyormus.

> >Baska bir randevusu oldugunu soyleyerek bu teklifi reddetmis olan Brian,

> >bize durumu soyle acikladi: 'Dort cocugum var ve her hafta biriyle dort

> >saat basbasa geciririm. Bugun dort yasindaki kizim Mary'le randevum var.

> >Cocuklar cok cabuk buyuyorlar, eger dikkat etmezsen, bir bakiyorsun,

> >buyumusler ve onlarla beraber zaman gecirme olanagi kaybolmus.

> >Brian'in yasam vizyonunu sormadim, ama davranisindan nelere oncelik verdigi

> >belli oluyordu. Brian icin cocuklari suphesiz en az isi kadar onemliydi.

> >Brian'in yasaminda bununla ilgili bir pismanlik duygusu, bir 'keske'

> >olmayacak.

> >Sally'e sordum: 'Baban seninle randevulasir miydi?'

> >'Evet', dedi, 'yalniz benimle degil, her cocuguyla sirasiyla basbasa zaman

> >gecirirdi. Ve ilave etti, 'Biz boyle gorduk, boyle biliyoruz. Benim

> >cocugumun da babasi boyle yapacak!'. Gulumseyerek, 'Nereden biliyorsun?'

> >diye sordum.

> >'Biz Frank'le konustuk' diye cevap verdi. Yine icim ciz etti. Daha dogmadan

> >cocugun gelisme ortamiyla ilgili bir bilinc olusmustu.

> >Kendi cocuklarima icim yandi. Evlenmeden onceki bilincimi, kafamin

> >karmasIkligini, evlendigim kiza ettigim eziyetleri ve ondan da acisi, kendi

> >yavrularima cektirdigim acilari dusundum. Biraz daha dusununce kendimin de

> >aci cektigini anladim ve bu sefer kendi cocukluguma icim yandi. Daha sonra

> >babamin, anamin cocukluguna icim yandi. Ve son durak olarak ulkemin tum

> >cocuklarina icim yandi.

> >Yine kimseye kizamayacagimi anlayinca, 'bundan sonra ne yapabilirimle

> >ilgili dusunmeye karar verdim. Iste degerli okurum; yazdigim kitaplar,

> >verdigim seminerler, hazirladigim televizyon programlari, 'Ne yapabilirim?

> >' sorusuna verdigim yanitlarin ogeleridir. Sally'nin icinde yetistigi

> >ortami gormus ve anlamis biri olarak onun davranislarina simdi daha iyi

> >anlam verebiliyorum. Sally, icinde yetistigi ailede, varolusun bes boyutunu

> >da doya doya yasayabilmisti. Cocugun hizasina inerek onunla goz goze

> >konustugunuz zaman cocuk, 'Sen varsin, sen dogalsin, sen degerlisin, sen

> >guclusun ve sen sevilmeye layiksin', mesaji alir ve cocugun CAN'i beslenir.

> >Cocuguyla randevusuna sadik kalan baba, 'Seninle zam 
Posted at 2008-08-13 08:15:29 PST(UTC-8H)
Comments(0) | Permanent link
 
MUTLULUK ARAYANLARA....

İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş... Hep şikayetçi hep
bıkkınmış... Birgün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler...

'Saklayalım, zor bulsunlar... Zor buldukları için belki kıymetini bilirler'

diyerek başlamışlar tartışmaya... Sorun büyükmüş... Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü... Kimisi:

'Everest'in tepesine saklayalım' demiş,

kimisi:

'Atlas Okyanusu'nun dibine

demiş. Tac Mahal'in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası...
Bir hastanenin yenidoğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi.. Sigara
paketi, lale bahçesi... Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince
zor gelmemiş... Derken meleklerden biri:

'İÇLERİNE SAKLAYALIM' demiş... 'Kimsenin aklına gelmez içine bakmak!!!'

İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış...
Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor. Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü...
Emekte ve insanın içinde saklı mutluluk... Ne başkasının ekmeğinde, ne
başkasının evinde, ne de başka bir şeyde... Bu yüzden gözünüz hep
içeride olsun... Siz dışını boşverin, içine bakın...

 
Posted at 2008-07-31 12:05:25 PST(UTC-8H)
| Comments(5) | Permanent link
 
sorulara bak yaaa:D

ÇİÇEKLER...


Elimdeki çiçeklerin ikisi hariç hepsi papatya, ikisi hariç hepsi gül ve ikisi hariç hepsi karanfil olduğuna göre elimde hangi çiçekten kaç tane bulunmaktadır ?


 


BİDON


Elinizde 5lt ve 3lt hacimli iki adet bidon mevcut. Sadece bu iki bidonu kullanarak 4 lt suyu nasıl elde edersiniz


 


ÜÇ  ÇOCUKLU  BARMEN


Bara gelen adam barmenin ikisi ikiz üç çocuğu olduğunu öğrenir.Yaşlarını sorar. Barmen çocukların yaşlarının çarpımının 72 olduğunu söyler.
Adam bu yetersiz der. 
O zaman barın kapı numarasına bak çocukların yaşlarının  toplamını göreceksin der barmen.
Bakar gelir adam. Adam "Bu da yetersiz der" ve biraz daha ipucu vermesini ister barmenden .
"En küçük çocuğum dondurmaya bayılır" der barmen. 
Adam çocukların yaşlarını anlamıştır bu sefer. 
Siz de anladınız mı çocukların kaç yaşında olduklarını...


 


cevapları en kısa zamanda:))))))))))))

 
Posted at 2008-05-24 12:23:40 PST(UTC-8H)
| Comments(6) | Permanent link
 
KÜÇÜK KIZIN DEVAMI...
Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı., sonra eşinin önüne koydu. - Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi. İnci hiç konuşmadı. - Sorsana "niye" diye. İnci kızgın kızgın: - Niye? Diye sordu. - Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı. - Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım. - Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğimistediğimbir şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım" Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyvealarak gönlümü alamazsın. - Özür dilerim seni kırdığım için. Sonra Bülent yere diz çöktü. - Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme. - Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu. İnci kıkır kıkır gülmeye başladı. - Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin, dedi. Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü 
Posted at 2008-05-06 14:55:56 PST(UTC-8H)
| Comments(2) | Permanent link
 
KüÇüK KızZ...
Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır.

Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı.

Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu.

Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam

gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı,

birde sinirlenmişti.



Alaycı bir ses tonuyla:

- Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.

- Hayır çikolata parası lazım!



Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor diye

düşündü.



- Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?



- Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız.





Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.



- Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?



- Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.



- Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?



- Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.



- Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.



- O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta

alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.



Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp

kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu

rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp

götürürdü.

Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu.



Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu"

diye düşündü.



- Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?



Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.



- Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım. Fakat bu gün bütün gün iş

aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.



Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.



- Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.



Adam çekingen çekingen oturdu yanına.



- Yok mu eşin dostun, borç alacak akraban?



- Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.



- Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?

- Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.



- Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa.

Sen otuz yıldan bahsediyorsun.





- Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.



- Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı?

Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.



- Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.



- Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla

evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım.

Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok, ama

mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?



- Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim. Sevgilim, eşim, arkadaşım,

hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada?

Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.



- Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor. Bir de fakir olsam kim

bilir ne olur?



- Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi

bir evde oturduğu, her gün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her

şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.



- Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?



- Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu

hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.



- Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?



- Küçük kızı severek.



- Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?



- Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok

sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.



- Nasıl yani ?



- Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek

isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar. Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını

beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz

şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz küçük kızlar.

Öyle değil mi?



- Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma sarılır "babacığım beni

ne kadar seviyorsun?" diye sorar. Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?"

diye

sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi olmuşsun" demeliyim. Dünyanın en

güzel kızı demeliyim.



- İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum.

Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona

"bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay yapar mısın?" dediğimde çay

yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.



- Hiç kavga etmez misiniz siz?



- Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir

keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.



- Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.



- Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En ciddi yada en yaşlı

kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil.

Ve o küçük kızı asla

aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk

mutlu olurlar hemde çabuk kırılırlar. Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak

dokunuşları severler.



- Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum. Bazen işlerim çok yoğun

oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.



- Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi. Çoğu zaman birkaç tatlı söz

yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat

ettirmek

için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen

erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle

yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin.



- Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.



- Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar para için erkekleri

sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al

tabi. Ama

hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur.

Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu.



Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir

zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek

elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim

onu.



Adam ayağa kalktı.



- Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük kızın gönlünü al, belki o

küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.



- Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.



- Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.



Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.



- Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.



Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin

bir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en

sevdiği meyvelerden aldı.



Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan

meyveleri büy 
Posted at 2008-05-04 13:59:46 PST(UTC-8H)
| Comments(1) | Permanent link
 
BİR DENKLEM;)
hiç kimse üzerine

alınmasın.

maksat sadece biraz


gülmek....:)





(İnsan)=(yemek)+(uyumak)+(para kazanmak için çalışmak)+(eğlenmek)
( Eşek ) = ( yemek ) + ( uyumak )

olduğuna göre ilk denklemde

( yemek + uyumak ) yerine ( eşek ) koyabiliriz...




( İnsan ) = ( Eşek ) + ( para kazanmak için çalışmak ) + ( eğlenmek )


bu yeni denklemde her iki taraftan ( eğlenmek )

çıkartılırsa:


( İnsan ) - ( Eğlenmek ) = ( Eşek ) + ( para kazanmak için çalışmak )



Sonuç: Eğlenmesini bilmeyen insan, sadece

para kazanmak için çalışan eşekten başka bir şey değildir.

Çinli

Filozof Chang Ying Yue'dan:


Her

kim gün boyunca arı kadar aktif,

bir

boğa kadar güçlü,

bir

at kadar çalışkan olduğu halde,

akşam

olunca bir köpek kadar bitkin eve dönüyorsa;

bir

veterinere görünmelidir.

Çünkü

eşek olması,

kuvvetle

muhtemeldir.:D:D:D:D
 
Posted at 2008-04-02 03:36:08 PST(UTC-8H)
| Comments(2) | Permanent link
 
İhanete Uğrayan Kadınlar Neler Yapar!!!!
Çeşitli milletlerden kadınlara “Kocanız sizi aldatırsa ne yaparsınız?” diye sormuşlar işte yanıtlar:
- Amerikalı: alacağım nafakayı hesaplamaya başlarım.
- Fransız: dünyada başka erkek mi yok hemen yenisini bulurum.
- Rus: votkalarla sarhoş olurum
- İngiliz: viski ne güne duruyor.
- İtalyan: kocamı öldürürüm.
- İspanyol: kocamı da sevgilisini de öldürürüm.
- Alman: kendimi öldürürüm.
- Japon: önce kocamın sevgilisini, sonra kendimi öldürürüm.
- Arap: hocaya gider muska yazdırırım.
- Türk: kocam beni aldatmaz! :))))) 
Posted at 2008-04-01 09:24:32 PST(UTC-8H)
| Comments(2) | Permanent link
 
HİçBİrşeYİzz.....
Bir gidişi yaz" dediler, "yazarım" dedim... gitmeleri öğrenmiştim.
Susardı, susardım, susardık, suskularca.....
Bilinir bilinmez bir şarkının içinde kaybolurduk. Biz en çok susmayı sevdik, sevmeyi sevemediğimiz kadar. Koptuk ve dağıldık her şeye. Giderken durduramadık birbirimizi. Durdurmaya elin, elim, ellerimiz yetmedi. Eğitemedim çocuk kalmış korkularını, yanılgılarını törpüleyemedim. Sana gerçekleri gösteremediğim gibi.

Giderken durdurmalıydın beni, yapmalıydın, yapamadın. Durdurmaya gücün, gücüm, gücümüz yetmedi. Belki de yoktu, biz var sandık.
İnsan isterse yolları aşıyor, sen kapının eşiğini aşıp gelemedin. Geldiğim gibi gidemedim, gittiğim gibi dönemedim yüzüne. Sen, bildiğim sen değilsin artık. Ben, bildiğin ben, değişemem. Değişmelere suskun dudaklarım.

Şimdi acı, yolunu şaşırmış bir deniz kaplumbağası gibidir yüreğimde. Şaşkın ama inatçı.
Şimdi sen, adı geçmişte saklı ince bir sızı.
Şimdi biz, bir şarkıdan çalınmış iki nota gibiyiz. Eksiğiz ve yokuz. Dilsiz ama mutluyuz.

Bir kapının eşiğinde kaldı her şey. Beni dışarıya göndermeyecektin, içerde tutacaktın, arkamdan gidişimi seyretmeyecektin, yollara yürümeyecektim, sesimi gidişlerde yitirmeyecektim. Sesimi geceye vermeyecektin.
Şimdi, kaldır gözlerini ve geceye bak. Sesimi gör yukarıda, ortada bırakılmış tellerimi. Densiz ama dengeli satırlarımın anlamını kavra. Geceye bak, sesimi kaydırma.

Kimsenin öğretmediği bir şeyi öğretmeni dilerdim, ayrılırken ama sen herkesin öğrettiğini yineledin
şimdi aşk, inançlarını yitiren bir ayyaştır köprü altlarımda..

Biz ki geceleri paylaştık, yastığı, şarkıları. Biz ki sözleri paylaştık, kelimeleri. Biz ki yüreği paylaşamadık, paylaşamadım galiba. Nedendir bilmem, eksik kaldık korkulara. Nutku tutulan gecelerin isimsiz sabahlarında, yanlış ve yangın kaldık.
Geride kalan kırık ezgiler ve yorgun ruhların dansı.

Sokağımın serseri gülüşü, gençliğimin asi sevgisi, isyanımın suskun gezgini. Gitmeye meyilli değildim, olduğum gibiydim, dinletemedim, dinletemedin, dinletemedik belki de.

Şimdi sen, aksak bir hüzün, nerede coşacağını bilmeyen.
Şimdi ben, değişemeyen bir şehir, nasıl sevileceğini bilen.
Şimdi biz, olmayan bir şeyiz. 
Posted at 2008-03-31 03:09:28 PST(UTC-8H)
| Comments(1) | Permanent link
 
AT OLSA PRENS YOK PRENS OLSA AT YOK..

Erkek - “Çoğu kadınlardan hoşlanıyorum. Ben bir tek kadınla birlikte olamam”.
Kadın, buna gülümsedi
Erkek -” Ben kendi halindeyim. Ben özgürüm ve kimseye bir şey borçlu değilim”.
Kadın, bir sigarayı yaktı ve gözlerini aşağı indirdi.
Erkek -”Beni anlayan ve özgürlüğüme değer veren kadınlardan hoşlanıyorum”.
Kadının, buna gene gülümsedi ve sigaranın dumanı derin çekti.
Erkek - “Senden hoşlandım. Güzel vakit geçirelim birlikte”.
Kadın, sigaranı söndürdü ve onun gözlerine baktı.
Erkek, anladı ki kadının buna itirazı yok.
Erkek - “ Hayatında galiba çok erkekler vardı? ”
Kadın, erkeği sarıldı.
Erkek -” Benimle olmaktan mutlumusun? ”
Kadın, gözlerini kapattı ve erkeği öptü.
Sabah giderken ……
Erkek- ”Her şey mükemmeldi ama olanlar aramızda kalsın”.
Kadın, elini uzattı ve erkeğin omzundan görülmeyen bir toz parçası çıkarttı.
Erkek -”Ben seni ararım bir gün.”
Kadın, başını salladı ve kapıyı kapattı
Erkek, aynı gün akşam kadına aradı, kadın evde yoktu, gece geç saatte ancak cep telefonundan ulaştığında Kadın ancak bir hafta sonra onun gelmesine izin verebileceğini söyledi.
Erkek -”Bensiz nasıl eğlendin? ”
Kadın, gülümsedi ve bir fincan kahve ikram etti.
Adam, Kadını neredeyse her gün arıyordu.
Kadın bazen hiç cevap vermiyordu.
Adam kadının izini olduğu zaman geliyordu artık ona.
Adamı Neden nadir davet ettiğini açıklamıyordu.
Kadın telefona cevap vermediği zaman adam sinirleniyordu.
Kadının başkası ile dolaştığını duyduğunda adam kendine yer bulamıyordu.
Onların ilişkisinden herkesin haberi olsun diye adam istemişti oysa;
Kadın buna karşıydı
Adam bu Kadının sadece onun olmasına istiyordu artık, elleri kıp kırmızı güllerle dolu gelmişti kadına,
Kadın çiçekleri aldı ama bir daha davetsiz gelmemesine rica etti.
Adam kadına onun eşi olması için yalvardı…
Kadın -: “Ben kendi halindeyim.”
Adam bir sigarayı yaktı ve elleri titremeye başladı
Kadın - “Ben özgürüm.”
Adam aniden kendini üşümüş gibi hissetti …
Kadın -” Ben kimseye bir şey borçlu değilim”.
O arada Erkek kalbinin duracağına zannetti.
Kadın - ” Ve hiçbir şeyi değiştirmeye niyetim yoktur.”

Bir kadınla konuşurken her zaman iyi düşünmelisiniz! :) 
Posted at 2008-03-22 04:34:44 PST(UTC-8H)
| Comments(6) | Permanent link
 
iSMiN HALLERiNDE KADIN...

İsmin (yalın) hâlinde:


Sâdelik ve temizlik demektir çünkü k a d ı n...


Sevecenlik en güzel giysi olur kadına...


İçin neyse dışın o...hiçbir şey saklamadın


O yüzden eriyorsun gönlünün muradına...


 


İsmin (e) & (a) hâlinde:


Düşer isen helâl süt emmişi bir k a d ı n (a)


Hayatın ömrün boyu korkma artık kurtulur...


Erişirsin yaşamın arzulanan tadına Koruyan anan olur...


hep seven canan olur...


 


İsmin (i) & (ı) hâlinde:


Allah yaratır iken özenmiş de k a d ı n (ı)


Parmaklarına hüner, tenine cilve katmış...


Adların en güzeli ile onun adını Koyup da (ANA) diye öyle güzel yaratmış... İ


 


smin (d e) & (d a) hâlinde:


Ne verirsen bulursun karşındaki k a d ı n (d a)


Sevgi verirsen sevgi... nefret verirsen nefret...


Seversen sevgi ile uçarsın kanadında...


 Aldatırsan çukura bir gün düşersin elbet...


 


İsmin (d e n) & (d a n) hâlinde:


Sen de meydana geldin bir erkekle kadından...


Belki şimdi bir erkek, belki de bir kadınsın...


Dâima iyilikler dile Yaratanından


Sen gitsen adın yine iyilikle anılsın...

 
Posted at 2008-03-19 17:32:31 PST(UTC-8H)
Comments(0) | Permanent link
 
Pages: 3
1



 
   
 
change language version: bg br bs cn cz de dk ee en es fa fi fr gr hu id il in
it jp ko lt lv ma nl no ph pl pt ro ru sa se sk th tr tw
ua vi
poker page
About us   Contact   Terms of Service   Game etiquette
Copyright © 2003-2008 Ganymede All rights reserved.
Official Partners: www.casesladder.com   www.eliters.com