vælg sprog  
 عربي Brasileiro
 Български 简体中文
 繁體中文 Čeština
 Dansk Deutsch
 English Español
 Eesti فارسی
 Français Ελληνικα
 ישראל हिन्दी
 Indonesia Italiano
 日本語 한국어
 Magyar Melayu
 Norsk Nederlands
 Polski Português
 Română Русский
 Slovenčina Svenska
 Suomi Tagalog
 Türkçe Українська
 ภาษาไทย Tiếng Việt
  Du er her:  
 

spillere

 > 

azref

 > 

blog

log på / registrer
   

Log på
GameDesire Spiller: ilzan

GameDesire - gratis online spil. Poker Texas Holdem spil, Billard spil, Backgammon spil ...

For at kunne logge på skal du tillade cookies på din browser.
 
   

Sidste fotos

Led efter bruger

Søg foto

World Map

Led efter en blog

Achievements

 
Søg efter spiller
 
Nyligt afsluttede profiler
TrueAni
M 19, Ukraine
Kracok
M 23, Polen
fernandoagui
mario276
M 37, Polen
tiagoarcanju
mats2rapha
M 12, Brasilien
maserafi
M 24, Polen
tanaboa_br
F 31, Brasilien
cris.linda
F 20, Brasilien
xatynha
F 21, Brasilien
 
 
   
AZREFPoints: 33


Latest achievements:
  •   

sidste forbindelse:  2 dage 15 timer siden   Billard 8 - 2004


ProfilAlbumKortVennerBlogRumResultaterTurneer
 
Notater:
 
Vis resultaterne i grupper af :
10
3050


Sider: 4
2


ANNEMİZE BÖYLE TEŞEKKÜR ETTİK.........
1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı
Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür etiniz

2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti
Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz

3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı
Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz

4 yaşınızdayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu
Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz

5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi
Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz

6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü
Sokaklarda "GITMIYCEEEEEEEM"diye ağlayarak teşekkür ettiniz

7 yaşınızdayken size bir top hediye etti
Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz

9 yaşınızdayken size piyano öğretmeni buldu
Notaları bir gün bile çalışmayarak teşekkür ettiniz

10 yaşınızdayken doğum günü partilerinden dans derslerine kadar her yere sizi arabayla goturdu
Arabadan fırlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak teşekkür ettiniz

11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya oturdu
"Sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz

12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi
O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz

15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi
Tek satir mektup yazmayarak teşekkür ettiniz

17 yaşınızdayken erkek arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi
Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek teşekkür ettiniz.

19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampusa oturdu ve eşyalarınızı taşıdı
Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz

21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi
"Ben senin gibi olmiycam" diyerek teşekkür ettiniz

22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı
Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz

24 yaşınızdayken uzun suredir çıktığınız çocukla tanışmak istedi
"Zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz

25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı
Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz

30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi
"Artık bu ilkel yöntemleri bırak"diyerek teşekkür ettiniz

40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın dogumgununu hatırlattı
"Anne işim başımdan aşkın"diyerek teşekkür ettiniz

50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu
Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek ve ona huzur evi arayarak teşekkür ettiniz

Derken bir gün............ O ÖLDÜ

O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü....

EĞER HALA SİZİNLEYSE, ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA COK SEVİN .....

VE ONU HİÇ İNCİTMEYİN
 
Sendt klokken 13-06-2008 17:13:23 CET(UTC+1H)
| Kommentarer(5) | Permanent link
 
İŞTE GERÇEK BİR ARKADAŞLIK HİKAYESİ......
Savasin en kanli gunlerinden biriydi
Asker en iyi arkadasinin az ileride, kanlar icinde yere dustugunu gördü.
İnsanin basini bir saniye siperden cikaramayacagi gibi bir ates
altindaydilar.


Asker tegmenine kostu hemen:
- Komutanim, bir kosu arkadasimi alip geleyim mi?


-Delirdin mi?" der gibi bakti tegmen...


- Gitmege degmez oglum,arkadasin delik desik olmus. Buyuk olasilikla
ölmustur bile.Kendi hayatini da tehlikeye atma sakın!


Ama asker o kadar israr etti ki, tegmen izin vermek zorunda kaldi...


- Peki,dene bakalim!


Asker yogun ates altinda firladi siperden ve mucize eseri,arkadasinin yanina
kadar gitti, yarali arkadasini
sirtladigi gibi tasidi.


Birlikte siperin icine yuvarlandilar.
Tegmen kosup yaraliya bir goz atti ve nefes nefese bir kenara yikilmis
askere döndu:


- Sana hayatini tehlikeye atmaya degmez, dememismiydim!
Bu zaten ölmus...


- Degdi Komutanim, degdi! dedi asker.


- Nasil degdi, arkadasin zaten ölmus, görmuyor musun?


- Gene de degdi komutanim, cunku yanina vardigimda henuz yasiyordu...
Ve onun son sözlerini duymak, dunyalara bedeldi benim icin...
Ve, hickirarak, arkadasinin son sözlerini tekrarladi:


"Gelecegini biliyordum!"


"GELECEGINI BILIYORDUM! "


Kalbimizde "arkadaslik"
denilen bir mucize var. Nasil oldugunu, nasil basladigini
bilemezsiniz...


Ama bunun ozel bir armagan oldugunu, Allah'in bir lutfu oldugunu bilirsiniz.


Gercekten de arkadaslar nadide mucevherlerdir. Yuzunuzu guldurup, basarmaniz
icin cesaret verirler.


Sizi dinlerler ve kalplerini acmaya hazirdirlar...
 
Sendt klokken 10-06-2008 18:59:09 CET(UTC+1H)
| Kommentarer(3) | Permanent link
 
KİTLENMİŞ YÜREKLERE NACİZHANE BİR TAVSİYE....

HEPİMİZ İÇİN BİRKAÇ SÖZÜM WAR...

HEY SİZ!!! bugününüzü nasıl geçirmeyi
seçtiniz?
okşadınızmı bir çocuğun saçını?
uzattınızmı hiç ellerinizi yardım için?
yoksa yalwaran gözleri görmezdenmi geldiniz?
bir düşününde cvp werin hadi...
sabah kalktınız, ne giyeceğinize karar werdiniz, sonra güzzel bi kahwaltı ettiniz,
we günün geri kalanını hayatın size werdii güzelliklerin tadını çıkararak geçirdiniz....
YÜCE RABBİM' in sınamak için werdiklerini paylaşmayı akıl edemediniz...yada paylaşmamayı seçtiniz...
düşünün bakalım size sunulan nimetlere nasıl şükrettiniz?
belkide bunu yapmaya gerek görmediniz...ben bunları hakettimki sahibim dediniz))yada herzaman bu refaha sahip olacağınızı zannettiniz...

Hey siz... ewet ewet bu yazımı okuyan...SİZ...
şimdide siz bir düşünün bakalım bugününüzü nasılgeçirdiniz????
yoksa herzamnki gibi bencillik denizindemiydiniz????



kilitlenmiş yüreklere nacizhane bir tawsiye...



GÜZEL BİR YÜZSE İSTEDİĞİNİZ; ÇOCUKLARIN SİZİ ÖPMESİNE İZİN WERİN..
ŞAYET GÜZEL GÖZLERSE SAHİP OLMAK İSTEDİĞİNİZ; İNSANLARA SEWGİYLE BAKIN...
BELKİDE GÜZEL DUDAKLARDIR HAYALİNİZ ÖYLEYSE KÖTÜ CÜMLELER KURMAYIN...
YADA ZAYIF BİR BEDENSE ARZU ETTİĞİNİZ; EKMEĞİNİZİ MUHTAÇ İNSANLARLA PAYLAŞIN....

 
Sendt klokken 09-06-2008 19:25:54 CET(UTC+1H)
| Kommentarer(5) | Permanent link
 
İŞTE GERÇEK AŞK DEDİĞİN BUDUR...:((((
Bir kızla bir delikanlı bir motorsikletin üstünde 180 km hızla gidiyorlar ve aralarında şöyle bir konusma geçiyor...

kız lütfen yavasla ben korkuyorum

delikanlı hayır, bak ne kadar eglenceli

kız lütfen. lütfen ben korkuyorum

delikanlı peki, beni sevdiğini söyle

kız seni cok seviyorum,lütfen yavaşla

delikanlı şimdi bana sıkıca sarıl Kız delikanlıya sıkıca sarılır,

delikanlı sapkamı alıp başına takarmısın, basımı cok sıktı..

Ertesi gün gazatelerde söyle bir haber cıkar bir motorsiklet kazası ...Motor siklet fren arızası nedeniyle bir binaya çarptı .. Üzerindeki iki kişiden sadece biri kurtuldu..

Gercek ise şöyleydi....

Deli kanlı frenin bozulduğunu yarı yolda anlamış ve bunu kıza belli etmek

etmek istememişti..

Bunun yerine kızdan kendisini sevdiğini söylemesini istemiş ve kendisine son defa sarılmasını istemişti Sonrada kendi ölümü pahasına kızın başlığı takmasını ve hayatta kalmasını sağlamıştı......
 
Sendt klokken 07-06-2008 19:28:03 CET(UTC+1H)
| Kommentarer(4) | Permanent link
 
NEDEN AŞKIN GÖZÜ KÖRDÜR ??? :))))))

Uzun zaman önce, dünya oluşmamış, insanlar dünyaya ayak basmamışken, iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez vaziyette dolaşıyorlarmış.
Bir gün toplanmışlar ve her zamankinden daha fazla canları sıkkın oturuyorlarken;
SAFLIK ortaya bir fikir atmış;
"Neden saklambaç oynamıyoruz?"
Ve hepsi bu fikri beğenmiş.

Hemen ÇILGINLIK bağırmış;
“Ben ebe olmak ve saymak istiyorum.”
"Ben ebe olmak istiyorum."
Başka hiç kimse ÇILGINLIK'ı arayacak kadar çıldırmadığı için hemen kabul
etmişler.
ÇILGINLIK bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış;
Bir
İki
Üç

ŞEFKAT, Ay'ın boynuzuna asılmış,
İHANET, çöp yığınının içine girmiş,
SEVGİ, bulutların arasına kıvrılmış,
YALAN, bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş.
Çünkü, gölün dibine saklanmış,
TUTKU, dünyanın merkezine gitmiş,
PARA HIRSI, bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış.
Ve ÇILGINLIK saymaya devam etmiş;
Yetmiş dokuz
Seksen
Seksen bir
ÇILGINLIK saydıkça, iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar.

AŞK kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş.
Çünkü hepimiz AŞK'ı saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz.
Ve ÇILGINLIK doksan sekiz, doksan dokuz'dan sonra yüz'e geldiğinde,
AŞK, sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış.
ÇILGINLIK bağırmış;
AŞK‘ın dışında bütün iyi huylar ve kötü huylar o ana kadar zaten saklanmış.
ÖNÜM,
ARKAM,
SAĞIM,
SOLUM,
SOBEEEEEEEE
GELİYORUM!


Arkasını döndüğünde, ilk önce TEMBELLİĞİ görmüş, o ayaktaymış. Çünkü saklanacak enerjisi yokmuş.
Sonra ŞEFKAT'i ayın boynuzunda görmüş ve
İHANET'i çöplerin arasında,
SEVGİ'yi bulutların arasında,
YALAN‘ı gölün dibinde ve
TUTKU'yu dünyanın merkezinde.
Hepsini birer birer bulmuş,
BİRİSİ HARİÇ


Ve ÇILGINLIK umutsuzluğa kapılmış, saklananların bir tanesini bulamamış.
Derken HASET,
AŞK bulunamadığı için haset duyarak,
ÇILGINLIK'ın kulağına fısıldamış;
"AŞK'ı bulamıyorsun
çünkü o güllerin arasında saklanıyor."
Ve ÇILGINLIK çatal seklinde tahta bir sopa almış
ve güllerin arasına çılgınca saplamış,
SAPLAMIŞ
SAPLAMIŞ
ta ki, yürek burkan bir haykırma onu durdurana dek.


Ve haykırıştan sonra,
AŞK elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış,
parmaklarının arasından sicim
gibi kan akıyormuş.
ÇILGINLIK, AŞK'ı bulmak için heyecandan AŞK'ın gözlerini
çatal sopa ile kör etmiş.
Ne yaptım ben?
Ne yaptım ben?
diye bağırmış.
"Seni kör ettim.
Nasıl onarabilirim?”

Ve AŞK cevap vermiş;
"Gözlerimi geri veremezsin.
Ama benim için bir şey yapmak istersen,
benim rehberim olabilirsin."
Ve o günden beri,
AŞK'ın gözü kördür
ve o günden beri de
ÇILGINLIK her zaman onun yanındadır...

 
Sendt klokken 05-06-2008 19:21:06 CET(UTC+1H)
| Kommentarer(2) | Permanent link
 
BİR BEBEĞİN YARIM KALMIŞ GÜNLÜĞÜ.....:((((
Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.

19 Ekim: Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım.

23 Ekim: Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu "el"in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce "Anne!" diyeceğim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre hâlâ daha var değilmişim… Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere ya… Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. Öyle değil mi anneciğim? Ah bir konuşabilsem!

27 Ekim: Bugün pek mutluyum. İçimde tatlı bir kıpırtı başladı. Artık bir kalbim var. Kalbim atmaya başladı. Hayatım boyunca böyle atıp duracak. Sevgilerle dolduracağım kalbimi. Tıpkı anneminki gibi... Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne?

2 Kasım: Her gün biraz daha büyüyorum. Kollarım ve bacaklarım da biçimlenmeye başladı. Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim. Şu ayaklarım da tamamlansın da, beraber çiçekli bahçemizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz.

12 Kasım: Ah evet… Bunlar, bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler. Aman Allah'ım parmaklarım da çıkmaya başladı. Bunlarla çiçek toplayacağım, annemin elini tutacağım, kalem tutacağım. Belki de güzel bir şiir yazacağım. Anneciğim, orada mısın? Ellerimi ellerinin arasına koymak için sabırsızlanıyorum.

20 Kasım: Oh, nihayet.. Annem doktora gitti. Burada olduğumu öğrendi.. Yaşasın! Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni. Ultrason diyorlarmış. Resmimi bile çekti. Sevinmiyor musun anneciğim? Seneye kalmaz kollarının arasında olacağım…

25 Kasım: Artık babam da burada olduğumu biliyor. Fakat henüz kız olduğumun farkında değiller. Onlara sürpriz yapacağım..

10 Aralık: Bugün yüzüm tamamlandı. Artık iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarım ve yanağım var… Anneme benziyorum galiba…

13 Aralık: Artık çevreme bakabiliyorum. Etrafım çok karanlık ama olsun. Yine de mutluyum. Yaşıyorum ve varım. Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim, renkleri ve çiçekleri tanıyacağım. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.. Onu çok merak ediyorum.. Anneciğim, babacığım sizin yüzünüzü de göreceğim. Tanışacağız…. Mutlu olacağız. Gülüşeceğiz..

24 Aralık: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık. Anneciğim, senin kalbinin seslerini duyuyorum. Benim kalbimin atışlarını da sen duyabiliyor musun? Hatta sesini bile tanıyabiliyorum. Sesin ne kadar tatlı… Hiç duymadığım bir şey bu… Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım. Kollarında uyuyacağım, yüzüne bakacağım, o tatlı sesini dinleyeceğim. Benim için ninni de söyleyecek misin anneciğim? Sen de beni özlüyorsundur mutlaka… Beni koklayacaksın.. Çok seveceksin, değil mi?

28 Aralık: Anne burada bir şeyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakıyor böyle... Sen acı çekiyor gibisin. Kalp seslerin değişti... Sustun. Benimle niye konuşmuyorsun anne? Anne… Anne… Anneciğim… Yüzümde soğuk bir şey hissediyorum. Anne, yüzümü parçalıyorlar... Anne bir şeyler yap… Anne… Kolumu çekiyorlar anne… Canım yanıyor anne... Anne… Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne... Beni sana bağlayan damarı kopardılar anne… Anne kalbimi parçalıyorlar… Anneciğim… Anne… Anne… An… Ah!

"Kürtajınız tamamlandı hanımefendi. Geçmiş olsun!"
 
Sendt klokken 01-06-2008 18:07:19 CET(UTC+1H)
| Kommentarer(4) | Permanent link
 
BİR İNŞAATA İŞE GİRMEK İSTEYEN TEMEL....:)))

Bir inşaata amele alınacaktır. Alınacak elemanları kalfa Cemal'in seçmesi

istenir. Adaylar kalabalıktır. Bu durumda Cemal sınav yapmaya karar verir.

- Pize 1 kisi lazımdur. Pu nedenle sizu imtihan edeceğum. Bir ara gözü

Temel'e ilişir. Burnundan tanımıştır. Hemşehrisini işe almak ister. Önce

Temeli sınava alır ve sorar.

- Hemşerum söyle baa bakalum.. Sana 3 kuzu verdum, sonra 2 kuzu daha verdum kaç kuzu oldi?

- 6 tane oldi. Cemal biraz bozulur ama çaktırmaz.

- Tabi bu soru biraz zor oldu piraz taha kolayini sorayum.

- Sana 2 kuzu verdum, sonra 1 tane taha verdum kaç kuzi oldi ?

- Tört kuzi oldi. Cemal sinirlenir, Ama hemsehrisinide işe almak ister.

- Peçi 1 kuzi verdim, sonra bir kuzi taha verdum kaç etti ?

- Üç etti. Bunun üzerine Cemal iki tokat çakar ve tekrar sorar.

- Pir kuzi verdum, kaç kuzin oldi?

- İçi tane. Cemal iyice sinirlenir ve Temeli iyice döver.

- Ulan hemşeru teyup işe almak istedum, sende tam salakmişsun. Ula sağa pir kuzi vermişsem pir kuzin olur anladun mi?

- Olir mi, der Temel.

- Penum evde bir kuzi de kendumin var.


 


TEMEL VE MAYMUN

Nasa uzay üssünde yeni bir deneme yapılıyormuş. Gönüllü başvuranlar arasından Temel, astronot adayı olarak seçilmiş. Ön elemede oldukça sıkı testleri geçen Temel; 3 aylik ikinci bir eğitim ile iyi bir astronot olabilmiş. Beklenen an gelmiş ve Temel bir maymunla birlikte uzay mekiğine binerek havalanmış. Atmosfer aşıldıktan sonra Temel%in ilk işi; kendisine sıkı sıkıya söylenildiği gibi zarfları açıp maymunun ve kendisinin görev kartlarını okumak olmuş. Maymunun görevleri: "Yerküre ile bağlantıyı sürekli kontrol altında tutmak; her 2 saatte bir yörüngedeki sapmaları ayarlamak; füze içindeki hava basıncı, ısı, iletkenlik değerlerini aşağıya bildirmek; yakıt harcamasını ve motorların sırasını belirlemek..." diye devam ederken; okumaktan sıkılan Temel, kendi görev kartını açmış : "Maymunu iyi besle!"


 


UÇAKTAKİ HASAR FIKRASI


Alman,Fransız,İngiliz ve Temel Küçük bir uçakta seyahat ederlerken yardımcı pilot heyecanla gelerek

-"Bakın büyük bir sorunumuz var,uçağın motoru arızalandı ve düşüyoruz.Bu yüzden uçaktaki yükü haf
ifletmemiz lazım.içinizden birisi kendini feda etmek zorunda" deyince .
Herkes birbirinin yüzüne b
akmaya başladı.Kısa bir sessizlikten sonra Alman gururla ayağa kalkarak
-"Çok yaşa Almanya" diye
rek bağırdı ve kendini aşağı attı.
Fakat on dakika sonra yardımcı pilot gelerek aynı şeyleri söyle
di.Bu sefer Fransız gururla ayağa kalktı ve
-"Çok yaşa Fransa" diyerek kendini aşağı attı.
Faka
t biraz sonra yardımcı pilot gene gelerek
-"Maalesef inebilmek için son bir kişinin daha kendini
feda etmesi gerekiyor" dedi.Temel ve İngiliz bir müddet birbirlerine baktılar ve Temel gururla ayağ
a kalkarak
-"Çok yaşa Türkiye" diye bağırdı ve İngilizi tutup aşağı attı

 
Sendt klokken 31-05-2008 17:03:40 CET(UTC+1H)
| Kommentarer(1) | Permanent link
 
HEP DERİZ YA "KİB" , İŞTE KENDİNE İYİ BAKIN DETAYI.:)))
Kendine iyi bak” bir "veda" değil "elveda" cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...

"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“

“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”

"Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum."

"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar…

Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.

"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler.

Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın… Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, "kendine iyi bak" derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye
unutulmayan nağmeler.

Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. "Bitti" diyemedikleri için, "kendine iyi bak" derler. "Kırıldım ve affedemiyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler. "Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. "Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.

"Kendine iyi bak" bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. "Kendine iyi bak" deme bana. Nokta koyma.

Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem… Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden..., gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?……….

Peki o zaman... Senin istediğin gibi olsun... Öyleyse...Sen de "Kendine İyi Bak."
 
Sendt klokken 25-05-2008 17:52:16 CET(UTC+1H)
| Kommentarer(3) | Permanent link
 
GERÇEK GÜZELLİK FİZİKSEL GÖRÜNÜŞE BAĞLI DEĞİLDİR,ANCAK KALPTEDİR !...

"Bebeğimi görebilir miyim" dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu... Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı. Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu.. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak "Büyük bir çocuk bana ucube dedi.." Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi, eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona "Genç insanların arasına karışmalısın" diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu. Delikanlının babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu ile ilgili görüştü; "Hiçbir şey yapılamaz mı?" diye sordu. Doktor "Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir" dedi. Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti bir gün babası "Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır" dedi. Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu. Yıllar geçmişti, bir gün babasına gidip sordu: "Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım..." "Bir şey yapabileceğini sanmıyorum" dedi babası, "Fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil..." Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi.. Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına eline uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu. "Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu" diye fısıldadı babası.. "Ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?"


 Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir! Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir... Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir!

 
Sendt klokken 22-05-2008 18:37:27 CET(UTC+1H)
| Kommentarer(2) | Permanent link
 
BİR "KARAFATMANIN" GÜNLÜĞÜNDEN... :))))
Dün gece yine ölümle burun buruna geldim.

Kendime bir zarar geleceginden degil ama karim Cemile ne yapar sonra.

Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik, ama ev sahiplerimizin misafiri geldiginden geç vakitlere kadar oturup yatmadilar.
Neyse ki konuklarin gitmesiyle birlikte uykuya daldilar.
Bir ortaligin sakinlesmesini bekleyip, yiyecek toplamaya
basladim. Bugün misafirler geldigi için menü çok zengindi.Pasta ve börek kirintilarina bayiliriz. Her neyse ben nevaleyi toplarken birden mutfagin isigi yandi ve

"Aaaaaa! Karafatma" diye bir ses duydum.
Salak adam, ben bir erkegim Fatma da nereden çikti. Benim adim Ismail. Böyle seyler delikanliyi bozar. Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne kadar korkak bir adamsin. Benim kaç katim büyüklügünde olmana ragmen bu bagiris da ne böyle? O korkunç sesin
kesilmesiyle birlikte,sanki ben ona bir şey yapmisim gibi beni kovalamaya basladi. Inanin o kadar da dikkat ediyorum,tabak, çanak,bardak üzerinde dolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok titiz. Bazen diyorum ki bu giciklarin misafiri Geldiginde git ortalarda dolas böylelikle utanilacak duruma düssünler..Ama yapamiyorum iste.
Ne olursa olsun, ekmek yedigin tekneye kötü gözle bakmamak gerekir.
Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne güzeldi o günler.
Rahmetli kayinbabam ve kayinvalidem beni evlerine kabul etmislerdi. O zamanlar rahattik, çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü. Bu sebeple evin her yerinde serbestçe dolasabiliyorduk.Hatta Riza amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde oldu. Gerçi bizleri görebilseydi nasil davranirdi bilmem ama o hep yüregimizde yasayacak. Riza amcanin durumu pek iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi.Bu evde rahmetli karisininmis,bu yüzden yiyecek konusunda bu kadar fazla seçenegimiz yoktu.
Ama daha mutlu ve huzurluyduk. Riza amca bir gün görünmez kazaya kurban gitti.Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi. Riza amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik. Karsi komsusu Osman Zeki bey bize geldiginde ceketini asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin cebine girdik. ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga dogru yola koyulduk. Riza amcanin üç tane oglu vardi ama bugüne kadar sadece nüfusta gözüküyorlardi. Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar. Evi su anda oturan adam ve karisi satin aldi.

Eve ayak basmalariyla kayinbabam ve kayinvalidemi öldürmeleri bir oldu. Adam sonra igrenerek cansiz bedenleri kagida sararak çöpe atti. Sanki kendisi çok temizmis gibi.
Halbuki tuvaletten çiktiktan sonra ellerini yikamadigina defalarca sahit oldum.

Simdilerde kendine üzerinde rahmetli kayinvalidemin resmi olan bir ilaç almis, durmadan üzerimize sıkıp duruyor Kayinvalidem Sultan hanim gençliginde fotomodel oldugu için bu tür ilaçlarin üzerinde resmi bulunuyor. Hatta bir iki reklam filminde de oynamisti. Ama evlenince mecburen birakti. Çünkü kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi.Bugüne kadar rahmetli Riza amcanin anisina bu evde oturduk, artik daha fazla dayanacak halimiz kalmadi.

Ese dosta haber saldik. Kendimize göre bir ev bulur bulmaz tasinacagiz buradan.

Belki de sizin evinize yerlesiriz hayat bu belli mi olur?
 
Sendt klokken 15-05-2008 18:10:24 CET(UTC+1H)
| Kommentarer(3) | Permanent link
 
Sider: 4
2



 
   
 
skift sprogversion: bg br bs cn cz de dk ee en es fa fi fr gr hu id il in
it jp ko lt lv ma nl no ph pl pt ro ru sa se sk th tr tw
ua vi
poker side
Om os   Kontakt   Servicebetingelser   Net-etikette
Copyright © 2003-2008 Ganymede Alle rettigheder forbeholdt.
Official Partners: www.casesladder.com   www.eliters.com