You are here:  
 

players

 > 

gazi.bayram

 > 

blog

login / register
Login
GameDesire Player: $kolarz$

GameDesire - play free online games. Snooker, pool, chess, poker texas holdem, mahjong, backgammon, yatzy, word games and card games. Rankings, ladders, and tournaments...

In order to login your browser has to have cookies unblocked .
 
   

Latest photos

Search for user

Search for photo

World Map

Search for blog

Achievements

 
Search player
 
Recent profiles
Dana212008
F 20, Romania
_Onatha_
F 21, Belgium
*BeNeQ*
M 13, Poland
ERICA.
Anksunamun_9
F, Poland
zalej007
zielony_22
M 25, Poland
detonador101
ZaRa_X
F 14, United Kingdom
hanka_11
F, Poland
 
 
   

gazi.bayram



Dost'lar eşsizdir aynı bulunmayan hint kumaşı gibi bakacağın yeri iyi seçmelisin.

Points: 101
Latest achievements:
  •   
  •   
  •   

last connection:  14 hours 22 minutes ago   

Poker Texas Holdem 2004





ProfileAlbumsMapFriendsBlogRoomsResultsTournaments
 

Üçüncü Mektup
(...) Beni ilk aradığın gece telefonu açtığımda bütün çabama karşın ses vermemiştin. Çok geçmeden ikinci kez aramış, özür dileyerek söze başlamıştın. Ben alışkındım sessiz telefonlara, en çok bu nedenle yadırgamamıştım seni. Hoşgörüm karşısında şaşırmıştın. Sanırım bu yakınlığı hiç beklemiyordun. Beni ailenden gizli arıyordun, her an kapatabilirdin. Kendini tanıtırken sözlüye kaldırılmış bir öğrenci gibi acemi heyecanlarla konuşuyordun. İlişkimizin ilk zamanlarından beri, yaşadıklarımızı yere-göğe sığdıramaz olmuştuk, anımsıyor musun? (Ne iyi etmiştik de birbirimizi bulmuştuk değil mi?) Kırık aşklarını anlatırdın bana. Toplumdaki aykırılıklara içerlerken kendiliğinden gelişen bir düşünce birlikteliğinde, artık eski aşkların yaşanmadığını söylerken neden bu kadar benziyorduk birbirimize? Radyo programında bana çok sevdiğimi bildiğin o şarkıyı uçururken “Uzaklardasın, ama duyuyorsun biliyorum,” derdin, gülümserdik. (Sahi neden gülümserdik? O şarkının sözlerini anımsıyor musun? Dostlukların da şarkısı olur muydu? Peki sen şimdi içimde patlayan şarkının sözlerini biliyor olabilir misin?) Yanılmadım. Farklıydın. Çağımızda git-gide ivme kazanan insan kirlenmesine direnerek taşıdığın değerleri koruduğunu, sürekli geliştirerek her geçen gün biraz daha kendini kazandığını, hangi güzelliği temsil ettiğini nasıl anlamazdım? İlk günün tadını yitirmekten korkar gibi ürkektik ikimiz de. (Birileri büyüyü bozar diye miydi bütün korkumuz?) Bu büyü, benim iflâh etmez bir aşkta yitip gittiğim günlere kadar sürmüştü. Yaşadıklarıma ilişkin kaygılarını yüklediğin sorularında beni aradığını biliyordum. Hiçbir zaman kendim olamadığımı anladığım, kaçınılmaz bir teslimiyetle beni bunaltan çıkmazlarımda sen ne kadar benimle olabilirdin hiç düşündün mü canım? -Ben kendimle değilken sen bunu nasıl başarabilirdin?- Bunda herkesten ve belki en çok senden kendimi kaçırmalarımın önemli bir payı vardı elbette ki. Sen anlamazdın, ben anlatamazdım; aslında kendimden gitmiştim de senden gittiğimi sanıp gereksiz kırgınlıklar yaşamıştın. Bu kadar kırılırken saklanmaya hakkın var mıydı? İlişkideki payını sorgulamak için daha net olman gerekmez miydi? Benzer yanlışları yaptıysak beni suçlaman ne kadar doğru olabilirdi? Gerekçelerimiz aynı değildi her şeyden önce. Aşk, karşılığını bulunca cana can katan müthiş bir enerjiydi, umutsuz kalınca ise nasıl yıkıcı olabileceğini sanırım ikimiz de biliyoruz. Ben sana daha çok muhtaçtım, anlamalısın!) Uçan bir balonun ipini bıraktıktan sonra menzili saptanmamış böyle bir uzaklaşmaya şaşırman ne kadar doğruydu? “İçimde sıradışı bir cesaret vardı önceleri. Şimdi ise tahmin edilmez bir korkunun kolları arasındayım. Bu korkuyu senin adına yaşadım. Bana belki inanmayacaksın ama ilk kez beni korkuttun. Şimdi, “Neden?” diye sorduğunu duyar gibiyim. Anlatmak biraz zor. Ama deneyeceğim: Ona öyle bir aşkın var ki bu aşk her şeyini kaplıyor. Onun dostusun, âşığısın, belki babası gibi koruyanı, annesi gibi düşünenisin. Geriye diğer dostlarına ayıracak sevgin kalmıyordu. Ayırmaya çalıştığında ise içinde karmaşa başlıyordu. İşte bu noktada senin gibi bir dostun yokluğuna alışmak zorunda kalabileceğim gerçeği korkuttu beni. Belki buna hakkım yok, ama susmadı içim. İstanbul’da olduğun zamanlar her an bekledim seni. Benim dostum gelir, dedim. Bir saatlik yolu çok bulmaz, gelir...“ Bunları yazmıştın son mektubunda. Bir dostun önünde bu durumlarda bulunmanın hüznünü benim kadar anlayamazsın. Aynı çıkmazlarda kaldığını hiç sanmıyorum. “Aklıma sen geldin. Son görüşmemizde hayli üzdüm seni. Sonra da senden çok ben üzüldüm belki. Dostluğun ayrı bir tadı var sanırım. Benim dost yüzüm biraz hırçınlaştı, yaramaz bir çocuk, önüne geçilmez bir çılgın oluverdi. Buna neden olan bir yığın etken var. Yüreğimin bir köşesi alev alev yanıyor. Bazansa buz yığınının arasında kalmış gibi oluyorum. Ne tuhaf değil mi? İki zıt duygunun önüne geçilmez sürtüşmesini yaşıyorum. Biliyor musun? Artık yaşam ağır gelmeye başladı. Aslında farklı bir dünyanın ele avuca sığmaz sevinç tablolarını çizmeye çalışan bir kimlikti yüreğime sığmayan, çok gördüler. Onca ulaşılmazlığıyla, görülmeyen felâket anlaşılır olunca, insana elde edemeyeceğini sanıp da tükettiği umutları vadeden bir melekti sevgi. Aykırı olduğumuzdan, öksüz kalmış gözlerimizle bile farkettik sevgiyi, yaralı yüreğimize sığdırdık ve yitirmemek adına sıkıca sardık onu. Çabalarımız sonucuna ulaştı mı dersin?” Sana mektubundan bölümler yazmakla mektubunu geri göndermiş gibi olmuyorum umarım. Senden aldığım bu mektup beni o kadar sarstı ki bir kopyasının da sende bulunmadığını bildiğim için yazdıklarını anımsatmak gereği duyuyorum. Hayır! Savunma yapmayacağım sana. /Bir yıldız güneş tutulmasına neden olabilir miydi? İnandığımız bütün değerleri bir anda hiçe sayan böyle bir çıkmaza düşmeyeceğimi bilmeliydin aslında. Umutsuz bir aşkın kuşatmasındaydı beynim. Seni kendime bütün güzelliğinle işlemişken, bu kuşatmanın sana etki etmemesi beklenebilir miydi? Siteminde haklısın yine de./ Dostluğumuzun bu sarsıntıdan sonra bir süre daha sürebilmesinde eski alışkanlıklarımızın payını hiç tartışmıyorum. Kendim olarak gelmeliydim sana, doğru kimliğimle yanında olmalıydım. Sen razıydın belki dış görünümünden başka hiçbir yönüyle bana benzemeyen yabancıya. İyi ama neden hiç düşünmedin, beynimdeki kuşatmayı kırıp nasıl ulaşabilirdim sana? Otobüse binip sevgiliye giden ben değildim. Belki yalnızca gözlerim benimdi, belki de her yanım aynıydı da gözlerimi beni görmemek için bütün yönleri deneyen bir yabancının gözlerinde unutmuştum. Neyi ne kadar bil(me)diğimi sana nasıl anlatabilirdim? /Bütün aynalar kırıktı. Çok zaman bir uğultunun peşinden giderken eski zaman yolcusuydum yönünü bulamayan. Her akşam başka bir bendim, yaşam kimlik denemelerinde yorardı bütün beynimi. Bir de karanlık çökünce Ankara’nın puslu sokaklarına, kaldırımlarda yalnızlık gezdirirdim hiçbir yere. Tut ki yaşam karabasandı baştan-sona. Uğultudan başka ses yoktu. Bütün sesleri sesim sandım, içinde kendi sesimi unuttum. Eskidim. En çok yokluklarda vardım, kim baksa göremezdi beni. Belki sığınabileceğim tek insan sendin de öyle aynıydık ki seninle, sana karıştığımda beni ayırt edemezdin. Arınarak gelmeliydim sana, ahtım buydu. Bütün kuşatmaları kırıp kendi ellerimle uzanmalıydım ellerine. Uykularım ıslanmış yastıklardaki eksilmelerimdi biraz da./ Mecnûn gibi çöllere düşmedim belki (önemli miydi?) 21. yüzyılda aşklar farklı yaşanıyor bilirsin. Hiçbir doktorun reçete yazmadığı aldanışlarımda sevgili düşünce aklıma, bir ömrü kaç kez yaşayıp yeniden başa döndüğümü benden başkası bilmedi! Odamın penceresindeki perdeyi çekip gece lâmbasının ışığını yakınca hayal sağanağında kalmak neydi? Çalan telefonlarda sevgilinin sesi de olmasa delirme sınırında gezinirken hangi yöne baksam felâketti... /Yaşamak hangi çelişkilerde, nasıl bir bilmeceydi? Çözümsüz soruları kendimden başkalarına sormayacak kadar doğru yaşadığıma inandım. Kendimi sana sunmaya hazır değildim, asıl bu!/ Doğduğumuz andan başlayarak yaşama son noktayı koyacağımız âna kadar geçen süreçte nelerle karşılaşacağımızı ne kadar biliyoruz? Çoğu zaman bizim dışımızda belirlenenlere uyarak kendimiz olmaya çalışıyoruz da bunu başarmak için uğraşırken taşıdığımız yanılgı payını yeterince algılayamıyoruz. Yaşadıklarımız baştan-sona bir mizansen mi? Eğer öyleyse bu mizansenlerin yazılmasında etkili olabiliyor muyuz? Ne kadar varız yaşamın içerisinde? Bana sorarsan bu sorular çok önemli herbirimiz için, yanıtları da... Dostluğumuzu bu sorular ekseninde değerlendirdin mi hiç? Kimdim ben? Bana öngörülenlere direnme şansım ne kadardı? Boyun eğmez bir kimlik taşıyordum oysa. Sevgili beni bilmemekteki kararlılığını her gün yeni bir örnekle kanıtlarken ben kendimi nasıl bilebilirdim dersin? Kaç telefonda darmadağın olduğumda yanımda kimse bulunmazdı. Sen bulun(a)ma(z)dın dostum. Aradığında ses rengimden kendince yorumlar çıkartıp kaygılandığında saklanmaktan başka seçeneğim yoktu. Dostluğun gereğidir diye içinde olmadığım buluşmalar vadedemezdim sana. /Sürekli beni sorarlardı. Susmayı yalan söylemeye yeğlediğimi belki hiç anlamadılar. Onların beklediği yerde olamazdım, onlar beni yanlış iklimlerde aramakta ısrar ederlerdi. Yıkıntılardan yeniden dirilmeye çalıştıkça bana ulaşmakta yetersiz kalırlardı./ Hüzünlerimi paylaşmamakla yanılmış olabilirim. Korkarım bu yanlışı binlerce kez yaptım, sana ve herkese... Ama tasarlanmış bir seçim değildi, bilmeni istiyorum. /Anneler yolları açık olsun diye arkalarından su dökerek uğurladıkları çocuklarına bir süre sonra cami avlusunda sarılınca içimden cenazeler kalkardı. Geceleri yatağımda uyumaya çalışırken kaldırımlardı yastığım. Bali çeken sokak çocuğuydum polisten kaçan, yorulunca da köpeklerle uyuyan kentin en kuytu yerinde. Potansiyel suçluydum, adını adalet koymuştu toplum, yargısız infazların. Alaca karanlıkta evine dönmek için yürüyen işsiz bir babaydım ve onu bekleyen çocuğuydum biraz da. Kaç surette ben vardım. Kaç kişilik yaşadım, kaç kişilik öldüm de dirilişlerimde yaşama nedenim olsun diye sevgiliyi aradım... Devrimler yapardım her gece. Bundandır, darağacında binlerce kez can verdim seher vakitleri. Gün ağardığında gül kokardı beyaz gömleğim tarihle yaşıt. Boynuma yağlı urgan değil de aşk ağrısı asmayı kimden öğrenmişlerdi, şaşırdım./ Ben bu kadar çoğul yaşarken beni tekil aramandaki yanılgının sorumlusu elbette sen değilsin. Sevmek anlıktır, insanı kaç zaman etkileyeceği emek, saygı ve anlayışla belirlenen bir süreçtir, bilirim... Yöneldiğimiz insan doğru insansa, sonsuzluğu kavrayan bir enerji bütünüdür, insana özgü değerleri sürekli üreten güzelliktir. Erdemdir, adalettir, paylaşımdır... Bana ilk tepkinde yaptığım açıklamaları yeterli bulmuştun. Konuşmamızın bir yerinde gereksiz biçimde kendini suçlayınca karşı çıktığımı anımsıyor musun? İlişkideki aksamayı tek başına yüklenerek onarmanı kabullenemezdim. Bu aksamadan sonra kaç kez buluştuk seninle telefonlarda. İçinde biriken kırgınlık tortularına ilişkin en küçük bir serzenişte bile bulunmadın. İlişkideki payını sorgularken seni sarsan etkenleri benimle paylaşmamakla nasıl yanıldın bu kadar? Sana gelmek için yaşamdan randevu koparmaya çok az bir süre kala söylediğin o söz sana hiç yakışmadı, bunu sanırım çok sonra anlayacaksın: “Seninle yalnızca aşk yenilgilerinden sonra ilgileniyordum öyle mi?” Dört yıl süren bir dostluğun bu kadar aykırı bir yorumla hiçe sayılmasının yıpratıcı etkisini uzun uzun yazmak istemiyorum. (Ne tuhaf değil mi? Birbirimize benzer yanılgılar nedeniyle kırılıyoruz sonuçta. Seninle yüzleşmek, düşünebileceğim en son felâketti. Hayır! Bunu yapmayacağım.) Beni asıl üzen, çok özel bir frekansta seninle buluşmuşken dostlukta yenilmem(iz) oldu. Benim için çok özel bir yönelişti seni yaşamak. Göçmen kuşların ulaştırmakta geciktirdiği bir şölendi sevginin vadettiği ne varsa. Ben ilişkilerde bitirmeyi bilmenin önemini kavrayabiliyorum. İki insandan birinde azalma varsa, paylaşım üretilemiyorsa ya da her nasılsa büyüsünü yitirmişse, ilişkiyi sürdürmek çok ağır bedeller pahasına olacaktır. Ben kendi adıma çoktan iflâs etmiş ilişkilerde hiçbir koşulda direnmedim. Böyle bir çıkmazda kaldığımızı senin o sözünle anladım. (Kendini, kırgınlıklarını nasıl bu kadar gizleyebildiğini sanırım hiç öğrenemeyeceğim.) Belki hiç istemeyerek aldattın beni. (Zoraki bir eylem olabilir miydi sevgi, bu kadar sıradanlaşabilir miydi?) Kaygılarını, hüzünlerini, satır aralarında değil yüksek sesle iletip savunma isteseydin benden, kazanan biz olacaktık. Yapmadın! Son mektubunda da sitemden öte değildin. Sevgi, artık anı üretemez duruma geldiğinde vakit tamamdır. Seninle böylesine kopmamız son anımız olacakmış, keşfedemedik bunu. Sayısız anının 
Posted at 2008-05-29 01:51:18 PST(UTC-8H)
Comments(0) | Permanent link
 
 
   
 
change language version: bg br bs cn cz de dk ee en es fa fi fr gr hu id il in
it jp ko lt lv ma nl no ph pl pt ro ru sa se sk th tr tw
ua vi
poker page
About us   Contact   Terms of Service   Game etiquette
Copyright © 2003-2008 Ganymede All rights reserved.
Official Partners: www.casesladder.com   www.eliters.com