MODERN TEPKİ: "Efendim insanımız eğitimsiz. Halbuki Avrupa da"
POST-MODERN: "Sırana geç lan ayı!"
UZLASIMCI: "Acelesi olmasa öne geçmezdi; üzmeyin garibi"
DEVRİMCİ: "Alt yapı sorunları çozülmeden halkımız sıraya geçmez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek"
KADERCİ: "iki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin işi görülür"
FELSEFECİ (septik-kuşkucu): "Ön ve arka kavramları gorecelidir.O tarafın ön taraf olduğuna kim karar verdi? Öne geçtiğini zanneden, aslında arkaya geçmiş olabilir"
KANT'CI: "Efendim algılanmayan şeyler yok demektir. Bakmayın o tarafa,adam yok olur"
KOTÜMSER VAROLUŞCU: "Herkes bir gun ölecek. Onurlu bir şekilde bekleyin. Bir gün o adamda ölecek"
İYİMSER VAROLUŞCU: "Sıkmayın canınızı,su anın tadını çıkarmaya çalışın. Bakın ne güzel hayattasınız ve birileri önünüze geçebiliyor"
HUMANİST: "İnsanlık bir bütündür. Birimiz hepimiz hepimiz birimiz için. Dolayısıyla birimiz öne geçince,aslında hepimiz öne geçmiş oluyoruz."
Hidayet ölünce cennetin kapısında kuyruğa girer. Hemen önünde bekleyen adam bir papazdir. Kapıda bir melek beklemektedir.
Melek pedere sorar: - Hiç günahin var mi ?
Peder: - Aziz melek ben rahiptim. Tüm hayatım boyunca tanrıma dua ettim, karıma ve çocuklarıma sadık kaldım, insanlara ve hayvanlara hep yardım ettim.
Melek; - Çok iyi. Bunları zaten biliyorduk. Al sana cennetin gümüş anahtarı.
Der ve sonra Hidayet’e döner; - Senin hiç günahın var mı Hidayet?
Hidayet; - Ben de her zaman hayvanlara ve insanlara iyilik yapardım, tanrıya çok dua etmedim açıkçası, inancım da zayıftı ve bir de günahım vardı, çok sert ve hızlı otobüs kullanırdım.
Melek Hidayet‘e döner ve; - Bunu da biliyoruz. Çok iyi. Al sana cennetin altın anahtarı.
Peder bu olaya sinirlenir; - Ben hayatımı tanrıya adamışım siz de gidip bu adamı cennette benden üstün tutuyorsunuz, haksızlık değil mi?
Melek gülerek ; - Oğlum, sen vaaz verirken herkes uyuyordu ama Hidayet otobüs kullanırken herkes dua ediyordu.
Kontağı çevirir çevirmez trafikte, kurt dalmış koyun sürüsü benzeri bir etki oluşturacağıma...
Direksiyonu saat 9:15 pozisyonunda, kafamı ise direksiyon simidi üstüyle ayni hizada tutacağıma, takip mesafesi kısaldıkça ön cama yapışacağıma, saçım topuzum bozulmasın diye geri giderken bile mümkün mertebe kafayı döndürmeyeceğime...
Ladies first, (el turko: Bayanlara öncelik) kaidesinin salon erkeklerinin yanı sıra arabalarda da geçerli olduğunu sanacağıma, bunu tali yoldan anayola dalarken aklımda tutacağıma... Böyle olmadığını idrak etsem de, bu sefer "yaradana sığınıp" fırlayacağıma...
"Karar vermemek kadınsı bir karardır" düsturuna sadakatle fren mi gaz mı bilememek, biraz zamana ihtiyacı olmak, amaan öff "ortaya" basmak gibi tatsız hallerde, (herhangi bir araca sürtme, aynayı alma vs) pısıp araçtan inmeyeceğime, "ben hatamın farkındayım, direksiyonu çevirmeyi de unuttum" özeleştirisiyle karşı tarafı yumuşatmaya çalışacağıma...
Aramızda bir firkateyn geçecek kadar yer olsa da, diğer araca uzun bir korna çalarak çekilmesini, yaklaşmamasını, yanaşmamasını talep edeceğime... Park yerinde, görevliyi "gel, toplaaa, huoop sağ yap sağ yap, ileri al, tamam şimdi gel toplaaa, huoop sağ yap sağ yap, ileri al..." tekrarlarıyla delirtip en sonunda "abla kalsın, öyle bırrraak!! " dedirteceğime...
Tek başıma park etme durumunda, kırk ve üzeri manevra yapacağıma, en imkansız kombinasyonları deneyeceğime, yine de gerisi dışarıda, arka lastik kaldırımda tarzı modern yaklaşımlar sunacağıma...
Sarı ışığı gördüğüm anda durup kırmızının yanmasını bekleyeceğime, vitesi vitese bakarak değiştireceğime, sinyal verirken silecekleri de çalıştıracağıma, sürücü koltuğunu ortalamakla yolu ortalanmış sayacağıma...
Belediye otobüsleri, dolmuşların arkasından gidip onların durduğu her durakta onlarla birlikte bekleyeceğime ve "Akmıyo bu trafik ayol" diye sızlanacağıma...
Yokuşlarda aracı kaydıracağıma, ter ve göz yuvalarımı büyüterek daha da elimi ayağıma karıştıracağıma, nasıl olsa arkadan vuran 88 suçlu düşüncesiyle rahatlayacağıma, kalkarken stop etmesin diye köküne kadar gaza yüklenip pati yapacağıma...
Unutup uzunları yakma, hatalı sollama, sol şeritte 60'la gitme, zonk diye durma ve dönme, ona buna "düt"leme, korna yeme, küfür yeme gibi durumlarda "ne var yaaa" bakışı atacağıma...
Kullanılan aracın zarar görmesi halinde eşe, babaya, polise "napıyım yaaaa, frene basamadım işte" diyeceğime, hatta "benden kıymetli mi?" tribiyle küseceğime
3 gün boyunca eve uğramamam sonucunda annem tarafindan yollanan sms: > "Dünyadan, kayıp uzay aracina! kayıp uzay aracı, nerdesin?" > > * - Anne benim param bitti, babama çaktırmadan para yollar mısın bana? > - Annen banyoda, daha dün para yolladım, baban. > >* "Oğlumu kaybettim, hükümsüzdür." imza çok mühim, "annen" degil >"annesi"... > > * Bir arkadaşım eski telefon kartını annesine vermiştir ve bundan haberi >olmayan bir diğer arkadaş bir gece geç saatte o numaraya mesaj atar : > "Çok moralim bozuk, yalnızım, içiyorum.." > Sorumluluk sahibi anne de bu durumu arkadaşıma diğer bir mesajla >bildirir: > "Ahmet diye biri mesaj atti, yalnızmış, içiyormuş. Sana neyse bu saatte, >zıkkım içsin!!" > >* Anne: bensimdiotobüsebiniyorumkapatmamgereksoforkiziyorbizial > Kız: başüstüne alırım almasına da şu kelime aralarına boşluk yapsan, >kelime aralarında 1e bas lütfen > Anne: böyledahaçokseyyazıyorumamapekisatırbitinceneyapıcam > KIz: elinin körünü yapcan anne. herife kaza yaptırıcan. gelince >anlatırım. hadi iyi yolculuklar > >* Annemin ilk cep telofunun arifesindeki ilk msg'ı: "oğlum ben annen" > >* Arkadaş uçaktan iner, telefonunu açar annesinden mesaj: "a" sonra anne >aranır "anne nedir o a?" > "'Allaha emanet olun'un a'sı o.. anlamadın mı?" > > * Babaya msg yazma teknikleri konulu seminer verilmis, gerekli görüldüğü >için bir kaç kez tekrarlanmıştır. olayı kapan baba ilk hevesle tüm msgları >mümkün olduğunca uzun yazmak konusunda ısrarlıdır... Okula dönmek için >otobüse binilir, "varinca msg at" der baba... sabah otobüsden inilir: > - baba ben geldim > - geçmis olsun, umarım yolculugun iyi geçmistir, biz de iyiyiz , sana iyi >günler diliyoruz, derslerinde muvaffakiyetler... > > * Babam: oğlum, fenerbahçe galatasaray maçında olay çıkmış oralarda >gezinme. nerdesin? > ben: açık tribün > babam: iyi bok yedin. dikkatli ol. > > * Baba : oğlum eve gelirken 2 ekmek al, yada dur dur... alma. > > * Bir arkadaşımın sinema çıkışında telefonunu açmasıyla birlikte >babasından gelen mesajda.. > -hemen telefonunu aç. yazıyordu > > * Anne: krmz sgn > ben: o ne be? > anne: ne anlamıyosun? gelirken kırmızı soğan al! > ben: haaa!!! > > * nezamangeliceksingeçolduhadigelhemen > - gelicem birazdan. 0'a basınca boşluk oluyodu hani? > - a m a n b e > - annegelmiyorumbenvazgeçtim . > > * Bir arkadaşıma annesinden gelen bir kandil tebriği: > canım oğlum pantolonun diesel, gömlegin vakko olsun kandilin mübarek >olsun > > * Haftaiçi anne arar ama barda içilmektedir, şahıs gürültülü ortamda >telefonu açmak istemez cevapsız arama olur. > - oğlum niye açmıyorsun merak ettik. > - kütüphanedeyim anne çıkınca ararım. > sonraki mesaj babadan gelir > - yalan söyleme eşşogleşşek çık bardan dışarı ara. > > Bir sürü mesaj attığım annemden cevap gelmemesi üzerine aradığımdaki >konuşma; > - anne sms lerimi almadın mı sen > - olum sadece adını yazmışsın. > - ehh anne bee. yahu dedik ya oklarla ilerliycen okuycan. > - ne oku > - oy güzel anam oyy.
Bir gün bir sevda çalar kapınızı... Şaşırırsınız, beklemiyorsunuzdur... Bu güne kadar gelen sevgilere hep misafir olarak bakmışsınızdır... Ancak, bu sevgi aşktan öte olarak yerini alır gözlerinizden kalbinize!!!
Bireysel yaşamın gerekliliği üzerine ahkam keserken birdenbire gönüllü bir tutsak olma yolunda ilerlediğinizi anlarsınız!!!
Gün çabucak geçsin diye beklerken, (24) saate ilave saatler istersiniz!!!
Adrenalin derken, acıyı tatarsınız!!!
Gülmekten bahsederken, göz yaşlarınızı hazır ol komutu ile bekler bulursunuz!!!
Yaşantımdan fedakarlık mı saçmalamayın diyen siz,
kişiliğinizle ilgili fedakarlıklara kalkışırsınız!!!!
Sevdanın yerel ağ şebekesinden yayılıp,tüm benliğinizi sardığını fark ettiğinizde işte AŞK ' la tanışmakla kalmayıp onu içinize aldığınızı anlarsınız...
Uzun yıllar önce Çinde Li-Li adlı bir kız evlenir ve aynı evde kocası ve kaynanası ile birlikte yaşamaya başlar. Lakin kısa bir süre sonra kayınvalidesi ile geçinmenin çok zor olduğunu anlar. İkisinin de kişiliği tamamen farklıdır bu da onların sık sık kavga edip tartışmalarına yol açar. Bu Çin geleneklerine göre hoş bir davranış değildir ve çevrenin oldukça tepkisini alır.
Birkaç ay sonra bitmez tükenmez gelin kaynana kavgalarından ev, onun ve kayınvalidesi ile arada kalan eşi içinde cehennem haline gelmiştir. Artık bir şeyler yapmak gerektiğine inanan genç kadın doğru babasının eski bir arkadaşı olan baharatçıya koşar ve derdini anlatır. Yaşlı adam ona bitkilerden yaptığı bir ilaç hazırlar ve bunu 3 ay boyunca her gün azar azar kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyler. Zehir az az verilecek, böylece onu gelininin öldürdüğü belli olmayacaktır. Yaşlı adam genç kadına kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için kaynanasına çok iyi davranmasını ona en güzel yemekleri yapmasını söyler.
Sevinç içinde eve dönen Li-Li yaşlı adamın dediklerini aynen uygular. Her gün en güzel yemekleri yaparak kaynanasının tabağına azar azar zehri damlatıyordu. Kimseler şüphelenmesin diye de ona çok iyi davranıyordu. Bir süre sonra kayınvalidesi de çok değişmişti ve ona kendi kızı gibi davranıyordu. Evde artık barış rüzgârları esiyordu. Genç kadın kendisini ağır bir yük altında hissetti yaptıklarından pişman bir vaziyette baharatçı dükkânının yolunu tuttu ve yaşlı adama şu ana kadar kaynanasına verdiği zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir için yalvardı. Yaşlı kadının ölmesini artık istemiyordu. Yaşlı adam yaşlı gözlerle karşısında konuşup duran Li-Li ye baktı ve kahkahalarla gülmeye başladı.
Sevgili Li-Li dedi;
Sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Olsa olsa kayınvalideni sadece daha da güçlendirdin hepsi bundan ibaret. Gerçek zehir ise senin beyninde olandı. Sen ona iyi davrandıkça oda dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı böylece siz gerçek bir ana kız oldunuz dedi...
Eski bir Çin atasözü şöyle der: "Gül veren elde gül kokusu kalır"
Trafik polisi Temelin kullandığı arabayı durdurur ve: -Sizi tebrik ederim beyfendi, bu günkü kontrollerimizde emniyet kemeri takan tek sürücü sizsiniz bu yüzden size üçyüzmilyon lira ödül vereceğiz, ne yapmayi düşünüyorsunuz, demiş. Temel: -Hemen cidup bi ehliyet alacagim demis. -Ne! senin ehliyetin yok mu? demeye kalmadan yandan Fadime söze girmis: -Siz ona bakmayin memur bey içince hep boyle sapitiyi Polis iyice sinirlenmeye baslamis. Derken arkadan dursun: -Ula ben size demedimmi çalinti arabayla yola çikmayalim basimiza bi is gelir diye. Trafik polisi iyice zivanadan çikmis ve bagajdan idris atlamis: -Noldu usaklar geçtik mi siniri ?
KARIŞIKLIK
Temel öksürükten Dursun da kabızlıktan şikayetçidir. Beraber doktora giderler. Doktor Temel e öksürük şurubu Dursun a da müshil verir. Bunlar ilaçları karıştırırlar. Bir hafta sonra doktor Temel e: - Nasıl oldu? Hala öksürüyor musun? - öksürmeye cesaret bile edemiyorum doktor bey.
Yataktaki adam, başucunda bekleyen genç doktora: -Allah senden razı olsun evladım, dedi.Benim için yurtdışından zahmet edip buraya kadar gelmen,yaşadığım sürece unutmayacağım.Ameliyat edilen kişi, büyük bir hastanenin başhekimiydi.Tedavisi ancak yurtdışında mümkün görülen hastalığı aniden artınca, doktor arkadaşları onun böyle bir yolculuğa dayanamayacağını anlamış ve kurtarma umudunun azlığına rağmen ameliyatı üstlenmeye karar vermişlerdi. Ameliyatın zor ve yeni bir ihtisas sahası olmasınd an dolayı biraz tereddütleri de var idi. fakat o konuda sayılı bir uzman olan bu genç doktor nereden haber almışsa almış ve hızır gibi yetişip onu kurtarmıştı. Yaşlı doktor, kendisine yapılan bu iyiliğe nasıl mukabele edeceğimi bilemiyor ve hemen yanında oturan genç adamın ellerini sıkarcasına tutuyordu. Hayata yeniden dönmenin hiç durmadan konuşurken;Ameliyat için beni bayılttığınızda, her nedense gençlik yıllarıma döndüm, diye devam etti. Henüz toy bir asistanken, anne karnındaki bir bebeğin sakat olduğunu anlamış ve onu bu şekilde yaşatmaktansa öldürmeyi düşünürken, kalp atışlarını duyup kıyamamıştım."Planlama" bahanesiyle sapasağlam yavruları bile katleden canavarlara rağmen o yavrunun yaşamasını istediğim için , Allah seni imdadıma göndermiş olmalı . Genç doktor, ancak bir babanın evladına karşı gösterebileceği sıcaklıkla kavranan ellerini kurtarıp biraz geriye çekildi ve dizlerinden aşağısı takma olan bacaklarını gösterirken; -ALlah hiçbir iyiliği unutmaz efendim. diye gülümsedi. "KURTARDIĞINIZ O ÇOCUK BENDİM"!!
Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği ikikatlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi kokarlardı..Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi.. gölgeyi sever menekşelerderdi. .Oysa ögretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yaptığını anlatmıştı onlara .Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı.Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi , her bitki güneşi severken,onlar nedengölgeyi tercih ediyorlar diye düşündü durdu Hande...Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler bu yüzden bu kadar güzeldi.Herkesden farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı.Daha o yıllarda farklı olmak için uğras vermeye başladı. ilk olarak, okulda kimsenin yanına oturmak istemediği Hacer'in yanına oturmak istiyorum ögretmenim diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı. Hacer bile şaşırmış şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Hande ise mühendis Kamil Beyin biricik kızı. Ögretmen pek oturtmak istemedi önce Hacer'in yanına Hande' yi. Daha sonra bir tatsızlık çıkmasın diye öğretmen Hande'nin annesini çağırdı. Annesi eve geldiklerinde Hande'ye sordu : - Neden yavrum Hacer in yanına oturmak istiyorsun? Hande cevap verdi : - Geçen baharda menekşeler ekiyorduk hani anne, o gün sen bana menekşeler güneşi sevmez demiştin, oysa her bitki güneşi sever. Menekseler farklı, belki de bu yüzden bu kadar güzeller. Hacer'in yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum, dedi. Annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4.sınıf öğrencisi kızının olgunluğuna hayran kalarak - peki kızım kimin yanında istersen oturabilirsin, " dedi. Pazartesi Hande Hacer'in yanında oturmaya başladı. Hem Hande tedirgindi, hem Hacer.Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı . Diğer kızlarda soğumuştu Hande'den. Nasıl Hacer gibidağınık, bir şeyi, iki kere anlatınca anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti.En çok alınan doktor Cemal Beyin kızı Esin'di. Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar, Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı. Nasıl olur da kendi yerine Hacer'i seçerdi. Çok gururu kırılmıştı Esin'in. Hande ile konuşmuyordu. Birgün Hande ve ailesi Esinlerle dağ köylerinden birinde gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler. Hande gene Esin'in somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu.İç in için de Hacer'e kızmaya başlamıştı arkadaşları ile arasının bozulmasına sebep olmuştu.Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her şeyi iki kerede anlıyordu? Yoksa aptal mıydı?Sonra menekşeleri hatırladı hemen düşüncelerinden utandı. Hacer farklı diye yargılamaması gerekiyordu. Hacer'in, kimsenin bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı. Panayıra gittiklerinde Esin somurtarak karşısında oturuyordu, Hande ııııile konusmuyordu. Hande canı sıkıldığından biraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı, kar atıştırmaya başlamıştı. Hande karı çok seviyordu, yürüdü, yürüdü. Köye gelmişti. Bir evin önünde durdu. Evin penceresinde ki saksıya gözü ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi. Ama kıştı ve menekşeler soğuğu hiç sevmezlerdi eve dogru bir adım attı. Kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti bu Hacerdi. Hande'ye gülümsüyordu. - Hoşgeldin Hande buyurmaz mısın?, dedi. Biraz ürkek, şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi. Oda sıcacıktı odun sobası her yeri ısıtmıştı. Menekşeler diyebildi sadece Hande... - Bu soğukta ? Hacer gülümsedi ;
- Onlar annem için, annem onları çok sever. Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande. "Annen hasta mı?" dedi. "Evet 2 sene önce felç oldu ona ben bakıyorum, bizim kimsemiz yok, birtek ineğimiz var onunla geçiniyoruz. Ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek vaktim olmuyor, dedi Hacer utanarak. Bir de bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o yüzden de çok yorgun okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çekiyorum. Hande'nin gözleri dolmuştu. Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiş olmalıydı. Dışarıya koştu ve annesine sarıldı, ağlıyordu. Bir müddet sonra anne bu Hacer diye tanıştırdı sıra arkadaşını. Hacer'in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte. Hande annesine anlattı Hacer'in hayatını, ağlayarak. "Bir şeyler yapalım anne" dedi. O hafta annesi ve Hande, Hacerlere gidip annesi ve Hacer'i kendi evlerine taşıdılar. Hacer artık Handeler den okula gidip geliyordu, ne dağınıktı, ne de aptal. Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu. Seneler geçti Hacer ve Hande bir arkadaş değil, iki kız kardeşlerdi artık. Mor menekşeler Hande'ye Hacer'i armağan etmişti. Hacer'e ise hem Hande'yi, hem hayatı. Seneler sonra ikisi de evlendi. Hacer şimdi bir doktor. Hande'den vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi, hastalarına vicdanıyla birlikte şifa dağıtıyor. Hande ise bir ögretmen. Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de ögretiyor. Bir kızı var adı, Hacer Menekşe. Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi Hande. LÜTFEN SEVGiNiZE ÖNYARGI KOYMAYIN. HERŞEY SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR SEVDİKTEN SONRA İSE SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR
>>> >>>KARSILIKSIZ SEVGI >>> >>> >>> >>>Karsiliksiz sevgi ! >>> >>>Bu, Vietnam'da savasan ve sonunda evine dönecek lan John adinda bir >>> >>>askerin hikayesidir. >>> >>> >>> >>>John evine gitmeden önce, San Francisco'da bulunan anne babasina >>> >>>telefon açti. >>> >>> >>> >>>- " Sevgili anne ve babacigim, sonunda eve geliyorum ama birşey >>> >>>sormak istiyorum. Bir arkadasimi da beraber eve getirebilir miyim? >>> >>>- "Tabii ki " diye cevapladilar. "Onunla tanismaktan mutluluk >>>duyariz". >>> >>>-"Ama bilmeniz gereken birsey var" diye John devam etti," >>> >>>-"o savasta agir yaralandi. Kara mayinina basti ve kolu ile bacagini >>> >>>kaybetti. Baska gidecek hiçbir yeri >>> >>> yok. Onun bize gelmesini ve bizimle yasamasini istiyorum". >>> >>>-"Bunu duyduguma çok üzüldüm oglum,belki kalacak baska bir yer >>> >>>bulmasi için ona yardimci olabiliriz" >>> >>>-"O hayir ,onun bizimle yasamasini istiyorum." >>> >>>-"Oglum," dedi babasi, "sen ne istediginin farkinda degilsin. Böyle >>> >>>büyük bir sorunu olan birisi bizi >>> >>> çok rahatsiz eder. Bizim kendi hayatimiz var ve böyle farkli olaya >>> >>>izin veremeyiz. Bence >>> >>> sen eve gelmeli ve bu çocugu unutmalisin. O kendi yasamini devam >>> >>>ettirmenin bir yolunu >bulacaktır." >>> >>> >>> >>> O andan sonra, John telefonu kapatti. >>> >>> Anne ve babasi ondan baska bir söz duymadilar... >>> >>> Birkaç gün sonra, San Francisco polisinden bir telefon geldi. >>> >>> Ogullarinin bir binadan düserek öldügünü söylediler. >>> >>> Polise göre intihardi. Anne ve baba telasla uçaga binerek >>> >>>ogullarinin teshisini yapmak için >>> >>> San Francisco'daki teshis morguna gittiler. John'u teshis >>>etmislerdi. >>> >>>Ama >>> >>>gözleri faltasi gibi açilarak... >>> >>> Bilmedikleri birseyi farkettiler. >>> >>> John'un bir bacagi ve bir kolu yoktu... >>> >>> >>> >>> Bu hikayede ki anne ve baba birçogumuza benzer.Etrafimizda iyi >>> >>>görünen ve >>> >>>neseli insanlari sevmek bize kolay gelir, ama bize rahatsizlik >>>veren >>> >>>özellikle bizim kadar saglikli olmayan, bizim kadar güzel olmayan ve >>> >>>bizim kadar zeki olmayan insanlardan uzak durmayi tercih ederiz. >>> >>>Çok sükür ki bizi bu kategoride gören birisi yok. Karsiliksiz sevmeyi >>> >>>basaran birisi sonsuza kadar ailemizdendir ne kadar çirkin ne kadar >>> >>>fakir ne kadar engelli olursak olalim. >>> >>>Bu gün yatmadan önceTanriya biraz daha dua ederek insanlari olduklari >>> >>>gibi kabul etmemizi saglamasini isteyelim ve ne kadar farkli >>> >>>olurlarsa olsunlar onlara karsi daha anlayisli olabilmeyi isteyelim. >>> >>> >>> >>>Arkadaslar çok nadir bulunan cevherlerdir. >>> >>>Onlar sizi güldürür ve basarmaniz için destekler. Bazen tek kelime >>> >>>bazen bir cümle paylasirlar ama her zaman kalbinizi ona açmanizi >>> >>>beklerler.
3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz
4 yaşınızdayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz
5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz
6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü Sokaklarda "GITMIYCEEEEEEEM"diye ağlayarak teşekkür ettiniz
7 yaşınızdayken size bir top hediye etti Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz
9 yaşınızdayken size piyano öğretmeni buldu Notaları bir gün bile çalışmayarak teşekkür ettiniz
10 yaşınızdayken doğum günü partilerinden dans derslerine kadar her yere sizi arabayla goturdu Arabadan fırlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak teşekkür ettiniz
11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya oturdu "Sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz
12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz
15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi Tek satir mektup yazmayarak teşekkür ettiniz
17 yaşınızdayken erkek arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek teşekkür ettiniz.
19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampusa oturdu ve eşyalarınızı taşıdı Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz
21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi "Ben senin gibi olmiycam" diyerek teşekkür ettiniz
22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz
24 yaşınızdayken uzun suredir çıktığınız çocukla tanışmak istedi "Zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz
25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz
30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi "Artık bu ilkel yöntemleri bırak"diyerek teşekkür ettiniz
40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın dogumgununu hatırlattı "Anne işim başımdan aşkın"diyerek teşekkür ettiniz
50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek ve ona huzur evi arayarak teşekkür ettiniz
Derken bir gün............ O ÖLDÜ
O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü....
EĞER HALA SİZİNLEYSE, ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA COK SEVİN .....
Savasin en kanli gunlerinden biriydi Asker en iyi arkadasinin az ileride, kanlar icinde yere dustugunu gördü. İnsanin basini bir saniye siperden cikaramayacagi gibi bir ates altindaydilar.
Asker tegmenine kostu hemen: - Komutanim, bir kosu arkadasimi alip geleyim mi?
-Delirdin mi?" der gibi bakti tegmen...
- Gitmege degmez oglum,arkadasin delik desik olmus. Buyuk olasilikla ölmustur bile.Kendi hayatini da tehlikeye atma sakın!
Ama asker o kadar israr etti ki, tegmen izin vermek zorunda kaldi...
- Peki,dene bakalim!
Asker yogun ates altinda firladi siperden ve mucize eseri,arkadasinin yanina kadar gitti, yarali arkadasini sirtladigi gibi tasidi.
Birlikte siperin icine yuvarlandilar. Tegmen kosup yaraliya bir goz atti ve nefes nefese bir kenara yikilmis askere döndu:
- Sana hayatini tehlikeye atmaya degmez, dememismiydim! Bu zaten ölmus...
- Degdi Komutanim, degdi! dedi asker.
- Nasil degdi, arkadasin zaten ölmus, görmuyor musun?
- Gene de degdi komutanim, cunku yanina vardigimda henuz yasiyordu... Ve onun son sözlerini duymak, dunyalara bedeldi benim icin... Ve, hickirarak, arkadasinin son sözlerini tekrarladi:
"Gelecegini biliyordum!"
"GELECEGINI BILIYORDUM! "
Kalbimizde "arkadaslik" denilen bir mucize var. Nasil oldugunu, nasil basladigini bilemezsiniz...
Ama bunun ozel bir armagan oldugunu, Allah'in bir lutfu oldugunu bilirsiniz.
Gercekten de arkadaslar nadide mucevherlerdir. Yuzunuzu guldurup, basarmaniz icin cesaret verirler.
Sizi dinlerler ve kalplerini acmaya hazirdirlar...
HEY SİZ!!! bugününüzü nasıl geçirmeyi seçtiniz? okşadınızmı bir çocuğun saçını? uzattınızmı hiç ellerinizi yardım için? yoksa yalwaran gözleri görmezdenmi geldiniz? bir düşününde cvp werin hadi... sabah kalktınız, ne giyeceğinize karar werdiniz, sonra güzzel bi kahwaltı ettiniz, we günün geri kalanını hayatın size werdii güzelliklerin tadını çıkararak geçirdiniz.... YÜCE RABBİM' in sınamak için werdiklerini paylaşmayı akıl edemediniz...yada paylaşmamayı seçtiniz... düşünün bakalım size sunulan nimetlere nasıl şükrettiniz? belkide bunu yapmaya gerek görmediniz...ben bunları hakettimki sahibim dediniz))yada herzaman bu refaha sahip olacağınızı zannettiniz...
Hey siz... ewet ewet bu yazımı okuyan...SİZ... şimdide siz bir düşünün bakalım bugününüzü nasılgeçirdiniz???? yoksa herzamnki gibi bencillik denizindemiydiniz????
kilitlenmiş yüreklere nacizhane bir tawsiye...
GÜZEL BİR YÜZSE İSTEDİĞİNİZ; ÇOCUKLARIN SİZİ ÖPMESİNE İZİN WERİN.. ŞAYET GÜZEL GÖZLERSE SAHİP OLMAK İSTEDİĞİNİZ; İNSANLARA SEWGİYLE BAKIN... BELKİDE GÜZEL DUDAKLARDIR HAYALİNİZ ÖYLEYSE KÖTÜ CÜMLELER KURMAYIN... YADA ZAYIF BİR BEDENSE ARZU ETTİĞİNİZ; EKMEĞİNİZİ MUHTAÇ İNSANLARLA PAYLAŞIN....
Bir kızla bir delikanlı bir motorsikletin üstünde 180 km hızla gidiyorlar ve aralarında şöyle bir konusma geçiyor...
kız lütfen yavasla ben korkuyorum
delikanlı hayır, bak ne kadar eglenceli
kız lütfen. lütfen ben korkuyorum
delikanlı peki, beni sevdiğini söyle
kız seni cok seviyorum,lütfen yavaşla
delikanlı şimdi bana sıkıca sarıl Kız delikanlıya sıkıca sarılır,
delikanlı sapkamı alıp başına takarmısın, basımı cok sıktı..
Ertesi gün gazatelerde söyle bir haber cıkar bir motorsiklet kazası ...Motor siklet fren arızası nedeniyle bir binaya çarptı .. Üzerindeki iki kişiden sadece biri kurtuldu..
Gercek ise şöyleydi....
Deli kanlı frenin bozulduğunu yarı yolda anlamış ve bunu kıza belli etmek
etmek istememişti..
Bunun yerine kızdan kendisini sevdiğini söylemesini istemiş ve kendisine son defa sarılmasını istemişti Sonrada kendi ölümü pahasına kızın başlığı takmasını ve hayatta kalmasını sağlamıştı......
Uzun zaman önce, dünya oluşmamış, insanlar dünyaya ayak basmamışken, iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez vaziyette dolaşıyorlarmış. Bir gün toplanmışlar ve her zamankinden daha fazla canları sıkkın oturuyorlarken; SAFLIK ortaya bir fikir atmış; "Neden saklambaç oynamıyoruz?" Ve hepsi bu fikri beğenmiş.
Hemen ÇILGINLIK bağırmış; “Ben ebe olmak ve saymak istiyorum.” "Ben ebe olmak istiyorum." Başka hiç kimse ÇILGINLIK'ı arayacak kadar çıldırmadığı için hemen kabul etmişler. ÇILGINLIK bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış; Bir İki Üç
ŞEFKAT, Ay'ın boynuzuna asılmış, İHANET, çöp yığınının içine girmiş, SEVGİ, bulutların arasına kıvrılmış, YALAN, bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş. Çünkü, gölün dibine saklanmış, TUTKU, dünyanın merkezine gitmiş, PARA HIRSI, bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış. Ve ÇILGINLIK saymaya devam etmiş; Yetmiş dokuz Seksen Seksen bir ÇILGINLIK saydıkça, iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar.
AŞK kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş. Çünkü hepimiz AŞK'ı saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz. Ve ÇILGINLIK doksan sekiz, doksan dokuz'dan sonra yüz'e geldiğinde, AŞK, sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış. ÇILGINLIK bağırmış; AŞK‘ın dışında bütün iyi huylar ve kötü huylar o ana kadar zaten saklanmış. ÖNÜM, ARKAM, SAĞIM, SOLUM, SOBEEEEEEEE GELİYORUM!
Arkasını döndüğünde, ilk önce TEMBELLİĞİ görmüş, o ayaktaymış. Çünkü saklanacak enerjisi yokmuş. Sonra ŞEFKAT'i ayın boynuzunda görmüş ve İHANET'i çöplerin arasında, SEVGİ'yi bulutların arasında, YALAN‘ı gölün dibinde ve TUTKU'yu dünyanın merkezinde. Hepsini birer birer bulmuş, BİRİSİ HARİÇ
Ve ÇILGINLIK umutsuzluğa kapılmış, saklananların bir tanesini bulamamış. Derken HASET, AŞK bulunamadığı için haset duyarak, ÇILGINLIK'ın kulağına fısıldamış; "AŞK'ı bulamıyorsun çünkü o güllerin arasında saklanıyor." Ve ÇILGINLIK çatal seklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına çılgınca saplamış, SAPLAMIŞ SAPLAMIŞ ta ki, yürek burkan bir haykırma onu durdurana dek.
Ve haykırıştan sonra, AŞK elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış, parmaklarının arasından sicim gibi kan akıyormuş. ÇILGINLIK, AŞK'ı bulmak için heyecandan AŞK'ın gözlerini çatal sopa ile kör etmiş. Ne yaptım ben? Ne yaptım ben? diye bağırmış. "Seni kör ettim. Nasıl onarabilirim?”
Ve AŞK cevap vermiş; "Gözlerimi geri veremezsin. Ama benim için bir şey yapmak istersen, benim rehberim olabilirsin." Ve o günden beri, AŞK'ın gözü kördür ve o günden beri de ÇILGINLIK her zaman onun yanındadır...
Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.
19 Ekim: Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım.
23 Ekim: Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu "el"in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce "Anne!" diyeceğim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre hâlâ daha var değilmişim… Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere ya… Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. Öyle değil mi anneciğim? Ah bir konuşabilsem!
27 Ekim: Bugün pek mutluyum. İçimde tatlı bir kıpırtı başladı. Artık bir kalbim var. Kalbim atmaya başladı. Hayatım boyunca böyle atıp duracak. Sevgilerle dolduracağım kalbimi. Tıpkı anneminki gibi... Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne?
2 Kasım: Her gün biraz daha büyüyorum. Kollarım ve bacaklarım da biçimlenmeye başladı. Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim. Şu ayaklarım da tamamlansın da, beraber çiçekli bahçemizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz.
12 Kasım: Ah evet… Bunlar, bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler. Aman Allah'ım parmaklarım da çıkmaya başladı. Bunlarla çiçek toplayacağım, annemin elini tutacağım, kalem tutacağım. Belki de güzel bir şiir yazacağım. Anneciğim, orada mısın? Ellerimi ellerinin arasına koymak için sabırsızlanıyorum.
20 Kasım: Oh, nihayet.. Annem doktora gitti. Burada olduğumu öğrendi.. Yaşasın! Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni. Ultrason diyorlarmış. Resmimi bile çekti. Sevinmiyor musun anneciğim? Seneye kalmaz kollarının arasında olacağım…
25 Kasım: Artık babam da burada olduğumu biliyor. Fakat henüz kız olduğumun farkında değiller. Onlara sürpriz yapacağım..
10 Aralık: Bugün yüzüm tamamlandı. Artık iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarım ve yanağım var… Anneme benziyorum galiba…
13 Aralık: Artık çevreme bakabiliyorum. Etrafım çok karanlık ama olsun. Yine de mutluyum. Yaşıyorum ve varım. Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim, renkleri ve çiçekleri tanıyacağım. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.. Onu çok merak ediyorum.. Anneciğim, babacığım sizin yüzünüzü de göreceğim. Tanışacağız…. Mutlu olacağız. Gülüşeceğiz..
24 Aralık: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık. Anneciğim, senin kalbinin seslerini duyuyorum. Benim kalbimin atışlarını da sen duyabiliyor musun? Hatta sesini bile tanıyabiliyorum. Sesin ne kadar tatlı… Hiç duymadığım bir şey bu… Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım. Kollarında uyuyacağım, yüzüne bakacağım, o tatlı sesini dinleyeceğim. Benim için ninni de söyleyecek misin anneciğim? Sen de beni özlüyorsundur mutlaka… Beni koklayacaksın.. Çok seveceksin, değil mi?
28 Aralık: Anne burada bir şeyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakıyor böyle... Sen acı çekiyor gibisin. Kalp seslerin değişti... Sustun. Benimle niye konuşmuyorsun anne? Anne… Anne… Anneciğim… Yüzümde soğuk bir şey hissediyorum. Anne, yüzümü parçalıyorlar... Anne bir şeyler yap… Anne… Kolumu çekiyorlar anne… Canım yanıyor anne... Anne… Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne... Beni sana bağlayan damarı kopardılar anne… Anne kalbimi parçalıyorlar… Anneciğim… Anne… Anne… An… Ah!
"Kürtajınız tamamlandı hanımefendi. Geçmiş olsun!"
Bir inşaata amele alınacaktır. Alınacak elemanları kalfa Cemal'in seçmesi
istenir. Adaylar kalabalıktır. Bu durumda Cemal sınav yapmaya karar verir.
- Pize 1 kisi lazımdur. Pu nedenle sizu imtihan edeceğum. Bir ara gözü
Temel'e ilişir. Burnundan tanımıştır. Hemşehrisini işe almak ister. Önce
Temeli sınava alır ve sorar.
- Hemşerum söyle baa bakalum.. Sana 3 kuzu verdum, sonra 2 kuzu daha verdum kaç kuzu oldi?
- 6 tane oldi. Cemal biraz bozulur ama çaktırmaz.
- Tabi bu soru biraz zor oldu piraz taha kolayini sorayum.
- Sana 2 kuzu verdum, sonra 1 tane taha verdum kaç kuzi oldi ?
- Tört kuzi oldi. Cemal sinirlenir, Ama hemsehrisinide işe almak ister.
- Peçi 1 kuzi verdim, sonra bir kuzi taha verdum kaç etti ?
- Üç etti. Bunun üzerine Cemal iki tokat çakar ve tekrar sorar.
- Pir kuzi verdum, kaç kuzin oldi?
- İçi tane. Cemal iyice sinirlenir ve Temeli iyice döver.
- Ulan hemşeru teyup işe almak istedum, sende tam salakmişsun. Ula sağa pir kuzi vermişsem pir kuzin olur anladun mi?
- Olir mi, der Temel.
- Penum evde bir kuzi de kendumin var.
TEMEL VE MAYMUN
Nasa uzay üssünde yeni bir deneme yapılıyormuş. Gönüllü başvuranlar arasından Temel, astronot adayı olarak seçilmiş. Ön elemede oldukça sıkı testleri geçen Temel; 3 aylik ikinci bir eğitim ile iyi bir astronot olabilmiş. Beklenen an gelmiş ve Temel bir maymunla birlikte uzay mekiğine binerek havalanmış. Atmosfer aşıldıktan sonra Temel%in ilk işi; kendisine sıkı sıkıya söylenildiği gibi zarfları açıp maymunun ve kendisinin görev kartlarını okumak olmuş. Maymunun görevleri: "Yerküre ile bağlantıyı sürekli kontrol altında tutmak; her 2 saatte bir yörüngedeki sapmaları ayarlamak; füze içindeki hava basıncı, ısı, iletkenlik değerlerini aşağıya bildirmek; yakıt harcamasını ve motorların sırasını belirlemek..." diye devam ederken; okumaktan sıkılan Temel, kendi görev kartını açmış : "Maymunu iyi besle!"
UÇAKTAKİ HASAR FIKRASI
Alman,Fransız,İngiliz ve Temel Küçük bir uçakta seyahat ederlerken yardımcı pilot heyecanla gelerek
-"Bakın büyük bir sorunumuz var,uçağın motoru arızalandı ve düşüyoruz.Bu yüzden uçaktaki yükü haf ifletmemiz lazım.içinizden birisi kendini feda etmek zorunda" deyince . Herkes birbirinin yüzüne b akmaya başladı.Kısa bir sessizlikten sonra Alman gururla ayağa kalkarak -"Çok yaşa Almanya" diye rek bağırdı ve kendini aşağı attı. Fakat on dakika sonra yardımcı pilot gelerek aynı şeyleri söyle di.Bu sefer Fransız gururla ayağa kalktı ve -"Çok yaşa Fransa" diyerek kendini aşağı attı. Faka t biraz sonra yardımcı pilot gene gelerek -"Maalesef inebilmek için son bir kişinin daha kendini feda etmesi gerekiyor" dedi.Temel ve İngiliz bir müddet birbirlerine baktılar ve Temel gururla ayağ a kalkarak -"Çok yaşa Türkiye" diye bağırdı ve İngilizi tutup aşağı attı
Kendine iyi bak” bir "veda" değil "elveda" cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...
"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“
“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”
"Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum."
"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar…
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.
"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler.
Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın… Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, "kendine iyi bak" derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler.
Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. "Bitti" diyemedikleri için, "kendine iyi bak" derler. "Kırıldım ve affedemiyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler. "Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. "Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.
"Kendine iyi bak" bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. "Kendine iyi bak" deme bana. Nokta koyma.
Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem… Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden..., gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?……….
Peki o zaman... Senin istediğin gibi olsun... Öyleyse...Sen de "Kendine İyi Bak."
"Bebeğimi görebilir miyim" dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu... Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı. Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu.. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak "Büyük bir çocuk bana ucube dedi.." Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi, eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona "Genç insanların arasına karışmalısın" diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu. Delikanlının babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu ile ilgili görüştü; "Hiçbir şey yapılamaz mı?" diye sordu. Doktor "Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir" dedi. Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti bir gün babası "Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır" dedi. Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu. Yıllar geçmişti, bir gün babasına gidip sordu: "Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım..." "Bir şey yapabileceğini sanmıyorum" dedi babası, "Fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil..." Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi.. Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına eline uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu. "Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu" diye fısıldadı babası.. "Ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?"
Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir! Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir... Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir!
Kendime bir zarar geleceginden degil ama karim Cemile ne yapar sonra.
Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik, ama ev sahiplerimizin misafiri geldiginden geç vakitlere kadar oturup yatmadilar. Neyse ki konuklarin gitmesiyle birlikte uykuya daldilar. Bir ortaligin sakinlesmesini bekleyip, yiyecek toplamaya basladim. Bugün misafirler geldigi için menü çok zengindi.Pasta ve börek kirintilarina bayiliriz. Her neyse ben nevaleyi toplarken birden mutfagin isigi yandi ve
"Aaaaaa! Karafatma" diye bir ses duydum. Salak adam, ben bir erkegim Fatma da nereden çikti. Benim adim Ismail. Böyle seyler delikanliyi bozar. Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne kadar korkak bir adamsin. Benim kaç katim büyüklügünde olmana ragmen bu bagiris da ne böyle? O korkunç sesin kesilmesiyle birlikte,sanki ben ona bir şey yapmisim gibi beni kovalamaya basladi. Inanin o kadar da dikkat ediyorum,tabak, çanak,bardak üzerinde dolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok titiz. Bazen diyorum ki bu giciklarin misafiri Geldiginde git ortalarda dolas böylelikle utanilacak duruma düssünler..Ama yapamiyorum iste. Ne olursa olsun, ekmek yedigin tekneye kötü gözle bakmamak gerekir. Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne güzeldi o günler. Rahmetli kayinbabam ve kayinvalidem beni evlerine kabul etmislerdi. O zamanlar rahattik, çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü. Bu sebeple evin her yerinde serbestçe dolasabiliyorduk.Hatta Riza amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde oldu. Gerçi bizleri görebilseydi nasil davranirdi bilmem ama o hep yüregimizde yasayacak. Riza amcanin durumu pek iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi.Bu evde rahmetli karisininmis,bu yüzden yiyecek konusunda bu kadar fazla seçenegimiz yoktu. Ama daha mutlu ve huzurluyduk. Riza amca bir gün görünmez kazaya kurban gitti.Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi. Riza amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik. Karsi komsusu Osman Zeki bey bize geldiginde ceketini asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin cebine girdik. ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga dogru yola koyulduk. Riza amcanin üç tane oglu vardi ama bugüne kadar sadece nüfusta gözüküyorlardi. Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar. Evi su anda oturan adam ve karisi satin aldi.
Eve ayak basmalariyla kayinbabam ve kayinvalidemi öldürmeleri bir oldu. Adam sonra igrenerek cansiz bedenleri kagida sararak çöpe atti. Sanki kendisi çok temizmis gibi. Halbuki tuvaletten çiktiktan sonra ellerini yikamadigina defalarca sahit oldum.
Simdilerde kendine üzerinde rahmetli kayinvalidemin resmi olan bir ilaç almis, durmadan üzerimize sıkıp duruyor Kayinvalidem Sultan hanim gençliginde fotomodel oldugu için bu tür ilaçlarin üzerinde resmi bulunuyor. Hatta bir iki reklam filminde de oynamisti. Ama evlenince mecburen birakti. Çünkü kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi.Bugüne kadar rahmetli Riza amcanin anisina bu evde oturduk, artik daha fazla dayanacak halimiz kalmadi.
Ese dosta haber saldik. Kendimize göre bir ev bulur bulmaz tasinacagiz buradan.
Belki de sizin evinize yerlesiriz hayat bu belli mi olur?
Farzedinki erkegin biri msnde bir kızla konuşuyor.Ve kamera muhabbetine sıra geldi. Kamera açıldı ve bi baktı kız çirkin mi çirkin Bu olay karşısında olası diyaloglar
Kız : ee nasil görünüyorum ? erkek : valla kıçıma iki göz çizsem senden daha güzel görünür
Kız : nasıl görünüyorum ? erkek : önemli değil , herzaman yanımda poþet bulundururum
Kız : nasıl görünüyorum ? erkek : istersen camsız devam edelim , hatta en iyisi sen beni listenden sil !
Kız : nasıl görünüyorum ? erkek : waw mükemmelsin ! Kız : tbrk ederim erkek : şaka kız şaka , evrimini tamamla sonra görüşelim senle
Kız : evet ne düþünüyorsun benim için ? erkek : anne baba akraba mı senin ?
Kız : nasıl görünüyorum ? erkek : görmüyom , gözlerimi kapattım!
Kız : bak kimseye cam açmam aslında erkek : benim suçum neydi ?
Kız : nasılım ? erkek : Sana tel numaramı vermedim değil mi ? Kız : hayır vermedin , neden ? erkek : iyi !
Kız : iyi görünüyor muyum ? erkek : aaa maymun mu besliyon ? bu arada sen nerdesin camerada görünmüyon Kız : hayvan !
erkek : tamam kamera açılıyor. Kız : aaa kamerayı neden kapattın ? aaa çevirimdışı olmuş !
Kız : evet nasılım ? erkek : valla senin görüntüyü kaydedip forumda yayınlamak için camını açtırmıştım ama senin bu görüntüyü yayınlamaya kalksam kesin banlarlar beni!
Kadın-Erkek Aradaki Fark :) 1- Kadin/Erkek 2- Kadin/Kadin 3- Erkek/Erkek
1. Versiyon Kadin/Erkek:
Bir erkegin hayati nasil karartilir?
Kadin: Sacimi kestireyim mi? Erkek: Olur. Kadin: Ama kiyamiyorum. Erkek: Oyleyse kestirme. Kadin: Canim degisiklik istiyor... Erkek: O halde kestir. Kadin: Bana akil vermeyi birak, delilere verir gibi. Erkek: Eger nasil hosuma gittigini bilmek istiyorsan, sana derim ki uzun sacli. Bunu biliyorsun. Kadin: Beni tanidiginda kisaydi. Erkek: Ve sana tam olarak ne dedigimi hatirliyorum: "Ne guzel olurdun uzun sacla". Kadin: Ama herkes kesmemi soyluyor. Erkek: Bu durumda kuafure git ve birak uyuyayim lutfen. Bunu senden Allah rizasi icin istiyorum. Kadin: Peki nasil kestireyim? Kat kat mi yoksa percemli mi? Erkek: Kat kat. Kadin: Bana yakisacagini sanmiyorum, cunku sacim cok duz. Erkek: Birak percemli olsun. Kadin: O da cok yorucu. Erkek: Yordugu zaman tekrar kestirirsin. Kadin: O zaman asla uzatamam. Erkek: Uzatmak istiyorsan kestirme guzelim. Kadin: Bana guzelim demesene !!! Erkek: ?!?!?!?!! 2. Versiyon Kadin/Kadin:
1.Kadin: Ah sekerim sacini mi kestirdin? Ne kadar guzel olmussun! 2.Kadin: Ay sahi mi soyluyorsun? Ben pek emin olamiyorum. Ay cok mu kisa oldu acaba? 1.Kadin: Amaaan ne alakasi var. Benim yuzum bu kadar genis olmasa ayni kesimi ben de denerdim. Benim su sacim klasik oldu artik,yeni bir modele hic cesaret edemiyorum. 2.Kadin: Ayy yapma Allah askina nesi varmis yuzunun. Bak soyle suralarindan kat verdirsen, harika olur! Benim de boynum uzun olmasa ayni seninki gibi bir model yaptirirdim. 1.Kadin: Ah sekerim sen de bir alemsin. Keske benim de boynum seninki gibi olsa. En azindan su cokuk omuzlarimin dikkat cekmesini engellemis olurdum. 2.Kadin: Ayol sen ne diyorsun? Senin omuzlarin gibi omuzlari olsun isteyen bir suru kiz var. Giydigin her sey sana oyle yakisiyor ki.Bir de benim su kisa kollarima bak. Omuzlarim seninkiler gibi olsaydi, giydigim bluzlar ustumde emanet gibi durur muydu? ...virvirvir, dirdirdir... 3. Versiyon Erkek/Erkek:
1. Adam: Sacini mi kestirdin? 2. Adam: Evet 1. Adam: Sihhatler olsun abi!.. 2. Adam: Sag ol... Olay budur...
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, 'bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur' diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... 'Senin için ölürüm' derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma 'Hayır, ben senin için ölürüm' diye yanıt verirdi hep...
Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, 'Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak....' Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, 'Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma' Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....
Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde 'satılık' levhası asılı olan. 'Ne dersin, bu evi alalım mı?' dedi adama. 'Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı...' 'Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?' diye yanıt verdi adam. 'Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık....'
Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: 'Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut...'
Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, 'Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat' diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...
Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, 'Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım' diye sözünü kesti arkadaşı. 'O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya....'
'Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları' diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...
Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, 'son bir kez kucaklamak isterim seni' diyecek oldu ama kadın, 'defol' dedi nefretle...
İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.
Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir saba