Bir gün iki oduncu erkek kardeş, giderlerken ormana garip bir ses duydular şaşkınlıkla yaklaştıklarında, o sese, iki minicik bebeğe rastladılar. Biri eğildi önce şüpheyle bunlar bebek olamazlar diye baktı. Öteki yanına yaklaştı usulca, birini aldı soktu bağrına, "bu benim olsun yazık üşümüş ötekinide sen al kucağına önce ısınsınlar sonra düşünürüz" dedi ötekide eğildi, bebeği aldı bastı bağrına, gerçekten üşümüşlerdi sımsıkı sardılar bebekleri güçlü kollarıyla. Gel zaman, git zaman bebeklerin sahibi çıkmadı, bakımlarıda iki kardeşe kaldı. Bebeklerin biri nasıl kolay hastalanıyorsa, öteki bir okadar umursamaz ne soğuğa ne kuru bir tas çorbaya, ne verirsen yer, öteki ise herşeyi usul, usul çiğner. Oduncu kardeşler birer insanlık örneği öylesi güzeller. Yemediler, yedirdiler, giymediler giydirdiler her ikisinide sevgileriyle eşit büyüttüler, Oysa biri ne kadar uysal ve kibarsa, öteki bir o kadar hırçın ve acımasız olmaya başladı. Bu büyüdükce daha da ortaya çıktı. İki baba aslında kardeş ya, hep konuştular aralarında asla kavga çıkmasına razı olmadılar, ikiz bebekler arasında daima bir doğru yol buldular onları uzlaştırdılar. Şimdi artık yetemez olmuşlardı, artık iyice de yaşlanmışlardı. Sakin olan her işi üstüne aldı, öteki ise iş planı yaptı, oldukçada akıllıydı. Bir zaman ikiz kardeşler baktılar babalarına hiç biri de "of!" demedi. Babaları tüm emeklerini onlara helal etti. Huyları çok değişikti ama hiçbirisi aslında kötü delikanlı değildi. İki kardeş arasında artık çıkmaz olmuştu o çocukken ettikleri kavgalar birbirleriyle gül gibi geçinirlerdi. Bir gün ormandaki küçücük külübelerine düştü yolu kralın, dikkatini çekti bu yiğit çocukların kuvveti ve anlaşmaları onları yanına istedi. Delikanlılar zaten meraklı, babalarıysa artık topraktı. İkisi de "peki geliriz" dedi krala hizmet etmek onurdu bildikleri. Kocaman ihtişamlı saraya yerleştiler, biri kitaplara ve edebiyata girişti, öteki ise avluda duran silahlara meğil etti. Kral memnundu bundan her ikiside gerekliydi. Aradan geçti yine bir zaman, artık ülkeler savaş içindeydi, kral barışcı ama yetmedi gücü, boyun eğdi savaşa, yurdunu korumalıydı. Çağırdı kardeşleri yanına, "Bakın şimdi birleşme vaktidir aynı siz gibi insanlar bana gereklidir, sen al bildiklerini düş yola, anlat halkıma ben istemem birinin bile canı yansın, ama bu savaş dayandı kapımıza anlat onlara" dedi, ötekine; "Sen güçlü bir silahşörsün topla ordunu koru yurdumuzu" diye söyledi. İki kardeş düştüler yola bildikleri en iyi şeyle korudular kralı. Savaş kazanıldı, konuşan kardeşin yardımıyla da halk kralına daha da bir bağlandı. Ama ne varki artık iki kardeş anlaşamaz oldular birdenbire, birbirlerinden soğudular. Kral inanamadı bir zaman, bilgeliği yetmedi anlayamadı ne oldu bu yiğit iki çocuğa? Dayanamadı kavgalarına ikisini birden sürgüne gönderdi. İçi çok üzüldü ama halkının sağlığı ve huzuru için bu gerekliydi. Bu kötü oldu dünya için, Birinin adına dendi, Dehşet, ötekisi oldu, Umut ama bir türlü barışmadı iki kardeşin yüreği. Dehşet inanılmaz bir kitle yaptı, Umut boş durmadı yürekten sevenleri kendine bağladı, kocaman birer ülkenin kralı oldular ama daima düşmandılar. Kardeştiler sonuçta, uzak durdular birbirlerinden asla savaşmadılar. Savaşmadılar ama bir daha uzlaşamadılar da. Dehşet bir gün çok hastalandı, Umut buna çok şaşırdı! Tüm kırgınlığını attı arkaya kardeşinin yanına taşındı. Dediler ki "kalmadı zamanı" Dehşet artık son zamalarındaydı. Kim görmüştü ki Umutun pes ettiğini? Hemen başladı Dehşete yaşamın güzelliklerini ve yaşaması için daha ne çok sebebinin olduğunu anlatmaya onlar tek değildi ki, arkaların da kocaman bir ülke onların bir sözüyle ya dimdik ayakta, yada yan yatmaktaydı. Dehşet inanamadı bu sözlere zorlukla açtı gözlerini, Dikkatlice baktı kardeşine ve söylendi: "Sen hep böyleydin daima yaşamın içindeki güzellikleri derledin, ama ne işine yaradı bak kardeşinle bile uzun zaman görüşemedin!" Umut gülümsedi tüm yüreğiyle dehşet kardeşine, "Ey benim güçlü korkusuz kardeşim, sen olmasaydın ben nasıl büyüyecektim, o gün bıraktığında bizi kaderimiz ormana, sen avaz, avaz ağlamasaydın bulurmuydu babalarımız bizi." Dehşet şöyle bir doğruldu bu kardeşi ne güzel şeyler bulmuştu. Yine de gelmedi oyuna gitti üstüne usulca,"evet ama büyüdükte ne oldu iki düşman kazandı dünya." Umut güldü kahkahalarla;"Öylemi sanırsın Dehşet kardeşim bilirim sen bu huyundan hiç bıkmazsın, ama bak biz olmasaydık düşman, insanlar nasıl anlardı, karakterlerini, bazıları dehşeti sevdi bazıları umut a yüreklendi, ikiside hep bir yanlarından eksik kaldı, oysa şimdi nasılda birleşti iki ülkemiz birbirlerini tanıdı aşık oldular birbirlerine, evler kurdular peş peşe." " Ülkeler büyüdü yürekler sevindi. Ama bak şimdi sen hastasın biraz daha güçlendiğinde göreceksin ki en tercih edilen yine sen olacaksın." Dehşet ilk kez zaferinin tadını alamadı, "Yok" dedi, "yok be kardeşciğim artık ben ölmeliyim, bu herkese daha hayırlı, bak ben yüreklere korku salarım, sense daima mutluluktan yanasın, biz olduk mu yan, yana kötülükler çoğalır dünyada, bırak bana umut verme ben Dehşetimle gideyim, değişmeden öleyim" Umut hüzünlendi ilk kez Dehşeti anladı. Masallar ülkesinde gömdü elleriyle kardeşini ülke huzurlara boyandı.
**Eğer beğendiyseniz ve sonunu merak ediyorsanız devamını profilimden okuyabilirsiniz**
*Bu hikaye bana aittir*
Tarih 19.06.2008 23:21:53 EET(UTC+2H) |
Yorumlar(3) | Geçici Link
Dünya kuruldu yeniden, Yaşam geldi ilk önce, Önce Dehşet'i çağırdı, Sonra Umut'a bağırdı, "Sende olmalısın ben haksızlığı sevmem, kullar hanginizi tercih ederlerse içlerinde, o olsun yüreklerinde, ama asla siz görünmeyeceksiniz onlar sizi seçecekler istediklerinde." Tüm şartı buydu dünya üstünde. Oysa insan denilen severdi kolayı, yaşam bile buna çok şaşırdı! Biraz zorlansalardı bulacaklardı Umut'u ama onlar daima seçiyorlardı Dehşet'in soğukluğunu. Bir de söylenip utanmadan atıyorlardı yaşama tüm suçu… Yaşam buna uzun zaman dayandı ama bir gün oda hırslandı! En sevdiği ona kızmıştı! "Öylemi" dedi "ben bilirim yapacağımı" Dehşeti çağırdı "çabuk" dedi "savaşa hazır ol." Umuta haber saldı; "savaş var Dehşetle karşılaşacaksın!" Dehşet’te , Umut’ta buna çok şaşırdı ama yapabilecekleri bişey yoktu. Bu emire karşı çıkmaları mümkün değildi, bu insanlar için gerekliydi. Birgün bir meydan da karşılaştılar, etrafta olanların "aman!" demelerine de hiç aldırmadılar. Birbirleriyle savaşmaktan bıkmadılar. Bazen umut en az dehşet kadar güçlüdür, işte bu yüzden onları seyredenler, yürekleri çarpıntılar içinde beklediler sonucu, artık yapabilecekleri birşey de yoktu. Dehşet kazanmak üzereydi oysa bunu hiç istemiyordu yüreği! Evet o Dehşetti ama o dehşetiyle ölmeyi bile yeğlemişti bundan önceleri... Sonra birden anladı ki Dehşet, daha yapacakları yeni başlamıştı, şimdi umudu silahlandırmalıydı, ama nasıl? Umudun eline verilmez ki top tüfek o hep çiçeklerle büyüdü. Dehşet kardeşi gibi silahlara hiç merakı yoktu. İkizdiler ama huyları çok farklıydı her ikisininde. Hatta beslenmeleri güçlenmeleri bile ap'ayrıydı. Gerçekten zordu ikisini birden büyütmek, Belkide bu yüzden bir çok insan yalnızca birini seçerek başlardı yaşama. Ve ne yazık ki daima en kolaya kaçışlarla Dehşet alırdı ödülü, Umut’sa daima kavruk bir bebek kalırdı yaşamda. Oysa iyi bilirdi ikizini oda nasıl güçlüydü tercih edildiğinde. Usulca eğildi Umut’a dedi ki; "Bak kardeşim gel bu işi bitirelim ne sen kazan bu savaşı nede ben zaferleneyim. İnsanoğluna ikimizde gerekliyiz. Ama birbirimizi asla yenmemeliyiz, bunun yolunu sen bulursun, bilirsin ben anlamam bu tür felsefeden, ben yalnızca ölümün soğuk nefesiyim." Umut hüzünle baktı kardeşine ama gerçekleri bir kez daha böyle net görmesine mutlandı umutlandı insanoğlunun adına yine de.. "Peki" dedi, "bak şimdi ne yapacağız yaşama kafa tutacağız!" Dehşetin gözleri kocaman oldu o dehşetti yine de bunu beceremezdi!" Umut gülümsedi tüm içtenliğiyle kardeşine ve seslendi var gücüyle: "Yaşam!!! Çık karşımıza neden bu savaşımız bir başımıza? İnsanoğluna sen bağışlamadınmı bizi, Öyleyse gel çöz bu işi bizimle..." Yaşam duyduklarına inanamadı! Hele bunu Umut söylemişti. Gururlu yaşam indi savaş meydanına ve iki kardeş onu pes ettirdi ellerindeki sevgi çiçekleriyle. Dehşet’teki güller belki çok dikenliydi ama, o tutmasını bilirdi içine sevgi girmişti bir kere. Umut’ta ise tüm çiçekler miski-amber kokularıyla zaten baygın etmişti yaşamı. Yenilmesi kolaydı böylesi güçlere. seve seve “Pes“dedi... İnsanlar çoşkuyla sevindi içleri hiç istememişti kardeşler birbirini öldürsünler. Meydan’dan ayrılırken aralarında tek tük insan vardı; "ya yazık oldu Dehşete diye üzülen, yaşama ayıp etti" diyen... Çoğunun içinde açmıştı sevginin binbir çiçeği artık ondan kolay kolay vazgeçmezlerdi, bunun için biraz çabalamaları gerektiğinide anlamışlardı... Yaşam döndüğünde kendine, gülümsedi tüm yüreğiyle işte buydu yaşamak dedikleri şimdi gerçek yaşam kurulmuştu. Artık üçüde ölümsüzdü insanoğlu istedikce de yaşayacaklardı her yürekte...
Sevgiydi Dehşeti bile dize getiren... İnsanoğlu buna nasıl dayanacaktı? xx*lal*xx
*Bu hikaye tamamen bana aittir *
Tarih 19.06.2008 23:17:32 EET(UTC+2H) |
Yorumlar(4) | Geçici Link
İki kişinin arasında olan tatsızlığa kötü ve kışkırtıcı kelimelerle yorum yapanlar; Ya ikisini de hiç sevmiyordur, yada bu ikisinin kavgasından bir çıkarı vardır. Yıkıcı olmak yerine, yapıcı olmak için çırpınanlarsa bilinki kavga eden her iki kişiyide, sevendir...
Haaa! Hiç tanımıyorda yinede yıkıcıysa işte onu gerçekten bir doktora göstermekte yarar vardır, dünyanın selameti için. Yine hiç tanımıyorda sevgi ve barıştan yana yaklaşıyorsa onada yüreğinin güzelliği yansımıştır ve ne mutlu ki hala böyle insanlar çoğunlukta...
Siz kışkırtıcılar biraz kendinize geliniz ne bu site nede bu dünya size kalmaz...
Ömür uzun gibi görünsede aslında çok kısadır, Kötü sözde daima sahibine aittir...
**Ne ekersen onu biçersin**
Bilmem anlayabildiniz mi kışkırtıcılar ???
Tarih 18.06.2008 12:19:51 EET(UTC+2H) |
Yorumlar(7) | Geçici Link
Umutsuz karanlıklar çaldığında kapını... Eğme sakın yüzünü İnsanım de dimdik tut başını... Utansın umutsuzluklar Karanlıklar aydınlansın yüreğinde ki inaçla... İnsanın içindedir tüm umutlar unutma!
Korkular sardığında başını Karamsarlıklar sardığında etrafını... Üç kez derin soluk al, en sonuncusunda içinde tut soluğunu... İşte boğulmak dediğin, ölüm dediğin bu kadar kısa, yaşamlarda!
Hiç bir şeyim yok deme sakın bu yaşamda. Çok şanssız olduğunu düşünüp yanılgılara sapma... Bu yaşamda ki en büyük şansın, insan olarak doğmaktır bunu asla unutma!
xx*lal*xx
Tarih 05.05.2008 04:54:11 EET(UTC+2H) |
Yorumlar(1) | Geçici Link