GameDesire - play free online games. Snooker, pool, chess, poker texas holdem, mahjong, backgammon, yatzy, word games and card games. Rankings, ladders, and tournaments...
In order to login your browser has to have cookies unblocked .
Bir arkadasım Istanbul'a sevgilisi ile bulusmaya gidecegi gün ishal olmus. Fakat ne çare ki gitmek zorunda. Deniz otobüsüyle zorlu bir yolculuktan sonra (habire tuvalete tasınarak) bulusma yerine ulasmıs. Beklemeye baslamıs. Çok sıkıstıgı bir anda tam tuvalet arayacakken kız arkadasının geldigini görünce gidememis. Ancak o sırada epey bir miktar altına kaçırmıs. Renk vermemek için, "Buraya kadar gelmisken gel bir pantolon alalım" diyerek kızı bir magazaya götürmüs.
Tezgahtarın tüm ısrarına ragmen hiç denemeden magazadan bir pantolon alıp ayrılmıs. Gittikleri bir kafede, "Içime sinmedi. Ben sunu tuvalette bir deneyeyim" demis. Hemen kirlenmis çamasırını ve pantolonunu daracık havalandırma boslugundan atmıs.
Rahatlamanın verdigi huzurla çantanın içindeki posette duran yeni pantolonu almak üzere egilmis. Fakat o da ne! Posette bir kazak varmıs! Gözlerine inanamayan arkadasım hemen kafasını havalandırmadan sokarak eski pantolonuna ulasmaya çalısmıs ama becerememis.
Bu arada tuvaletin önünde uzun bir kuyruk olusmus. Kapıyı vurmalarına ragmen içeriden tepki gelmeyince kafenin isletmecisi, "Bir delikanlı tuvalete girdi, çıkmıyor. Sanırım içeride eroin kullandı" diyerek polis çagırmıs. Emniyet güçleri geldiginde tabii acı gerçek ortaya çıkmıs. :)
Posted at 2008-05-12 08:46:58 PST(UTC-8H) |
Comments(1) | Permanent link
Yagmurlu bir sonbahar aksamında baslamadı bu hikaye. Aslında hava durumunun da bir önemi yoktu. Zaten önemli olan; geçmisin en alakasız havalarında yasanılanlar degil miydi? O halde nedendir ki benim için bu herhangi zamanın meteorolojik bilgileri? Zaten ne istesem bos, ben gri havayi sevip iktidarimi korumaya çalıssam da hava bütün muhalefetini kullanarak mavi gökyüzüyle otoriteme karsı çıkıyordu.
Yüz kelimeyi geçen platonik asklar için aglıyordum günün en mantıksız saatlerinde. Hos, mantık aramam bile mantıksızdı. Elimde olan bütün kelimeleri birlestirip tren yapıyordum ve sonra kaçabilecegim en gri ülkeye kaçıyordum. Sonra düsünüyordum da neden kaçtıgımı… Ve nereye kaçtıgımı… Zaten ne istesem bos, kaçabilecegim bütün ülkelerin gri tonlari uyumsuzdu saganak göz yaslarıma…
Hiç kimsenin hasretinden prangalar eskitmedim hiçbir zaman, çünkü ben bir kader mahkumuydum, kadere inanmayan, kadersiz bir bünye içinde. Kader degil miydi zaten yıllardır gerçekligin önüne geçip bizleri yalana sürükleyen? O halde nedendir ki yalana itaat edene pervasızca sarılmak? Zaten ne istesem bos, kader degil miydi benim gerçekligimin hep karsısına çıkıp yerle bir etmek için herkesin kullandıgı silah…
Yüz kelimeyi geçmemeliydi platonik asklar çünkü ne zaman geçse bekletiyor ve acı çektiriyordu. Kaçabilecegim en dogru yer ‘’yüz kelimeyi geçen platonik asklar için bekleme salonu’’ydu. Duruyordum… Sadece duruyordum herhangi bir sey söylemeyerek… Çünkü konustugum vakit anlam veremedigim sayı artacaktı. Nedendir bilmiyorum, ne oldugu hakkında pek fikrim olmamakla birlikte acı verdigi için bilmedigim bir seyden korkuyordum. Bekliyordum…
* * *
- Bir sey alır mıydınız? Dedi ne istedigini bilmedigim ama benim bir sey istedigimi bildigini zannettigim bir adam. - Bir sey almak zorunda mıyım? - Bir sey içmek isteyeceginizi ya da bir sey yemek isteyeceginizi düsünüyordum. - Hep ‘’bir sey’’ etrafinda dönen bu diyalog herhangi ‘’bir sey’’den uzaga gidemeyecek gibi gözüküyor. - Sizi korkutmak ya da kızdırmak istememistim. - Herhangi bir sey istemiyorum. Yiyecek halim de yok. - Neden? - Pek iyi degilim, hos buradaki insanlardan da farkli degil halet-i ruhiyem. O yüzdendir ki bir sey yemeyecegim. - Ama pekala açsınız degil mi? - Evet ama bu tip durumlarda insan pek bir sey yemek istemiyor. - Ben de buna anlam veremiyorum. Gayet açsınız ve susadınız ancak anlamsız yere istemiyorsunuz. Sanırım bu gereksizlik gelenek durumuna geldi.
Ben bir sey yemek için bu kadar gereksiz diyalogun nasil buraya kadar geldigini düsünürken o beni ikna etmeye çalısıyordu. Terapi gibi konusmasına bir de patolojik açıklamalar ekleyerek sanırım bana yardım etmeye çalısıyordu. Pekala sadece çıkarını düsünen bir satıcı olabilir miydi? Pragmatik yardımsever de kendi içinde çelisen bir olgu olacaktı ki bu yüzden amacının ne olduguna bir türlü anlam veremiyordum. Istemiyordum herhangi bir sey, sadece susmaya devam etmek istiyordum. Susuyordum…
* * *
Her adımda biraz daha yaklasıyordum ve biraz daha uzaklasıyordum. Yaklastıgım sey beni bir baska seyden uzaklastırıyorsa nasıl oluyor da yaklasıyordum uzaklastıgım seyler varken? Yaklastikça uzaklasıyordum bilmedigim seylerden ancak buna bir anlam veremiyordum. Belki de çözümü çok basitti. Belki de ben karıstıgım için çözemiyordum bu ben de dahil yedi bilinmeyenli denklemi.
Ancak merak ediyordum burayı. Neydi? Nereden çıkmıstı? Ve en önemlisi, anlamı neydi? Tereddütsüz sorumu yönelttim ki belki dursaydım vazgeçebilirdim.
- Pekala cevaplarsam bir sey yiyeceksin degil mi? - Benim beslenmem seni neden bu kadar ilgilendiriyor anlamadım ama peki yiyecegim. - Burasi, senin gibi insanlarin ugrak yeridir. - Neden geliyorlar ki? - Eger gelmeselerdi onlara acı çektiren gerçekler sürekli gözlerinin önlerinde olacaktı. Nasıl ki bir yaranın iyilesmesi için o yara ile ilgilenmeyip geçmesini bekleriz, insanlar da bu yaranın geçmesi için gelip burada bekliyorlar. Eger yara gözünün önünde olursa sürekli kabuguyla oynar ve yarayı yenilersin. Insanlar da bu yaradan kurtulmak için buraya geliyorlar. - Peki ama bu ‘’100 kelimeyi geçen platonik ask’’ ne demek? - Bunu sana söyleyemem ancak söyle bir sey diyebilirim ki; her kelime iyi ya da kötü, acı ya da tatlı bir sey ifade ediyor.
Sanırım simdi daha çok anlıyordum konustugum zaman neden acı verdigini…
-Merak ediyorum, burasi gerçek mi? - Degil. Burasi senin su an zihnin de yarattığın bir yer. Dolayısıyla ben dahil buradaki herkes ve her sey senin zihnin de yarattığın sürrealiteyiz. Hatta benim sana verdigim cevaplar bile senin zihninde yarattıklarındır. Her insan isterse kendine böyle bir yer yaratabilir zihninde sadece bunun farkında olması lazım.
Karısıyordum ve aslında karıstıgım kadar da çözülüyordum. Anlamsız gözüken aslında karışık olan anlamlı cümleler kurmaya devam ediyordum anlamsızca. Susmak istiyordum… Susuyorum…
- Canım da nasıl ıspanak çekti anlatamam…
Posted at 2008-05-10 12:32:14 PST(UTC-8H) Comments(0) | Permanent link
Kadin her sabah oldugu gibi o günde beyaz degnegi ve el yordami ile otobüse binmisti. Söför : Soldan üçüncü sira bos hanimefendi, dedi. Kadin 32 yasinda güzel bir bayandi ve esi oldukça yakisikli bir hava subayi idi. Bundan birkaç ay önce yanlis bir teshis sonucu gerçeklestirilen ameliyatla gözlerini kaybetmisti genç kadin ve asla göremeyecekti. Kocasi ameliyattan sonra aci gerçegi ögrenince yikilmis ve kendi kendine bir söz vermisti. Asla karisini yalniz birakmayacak, ona sonuna kadar destek olacak, kendi ayaklari üzerinde durana kadar cesaret verecekti. Günler geçiyordu. Kadin her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok sevdigi kocasina yük oldugunu düsünüyordu. Esinin bu içine kapanik,karamsar hali kocayi çok üzüyordu. Bir an önce bir seyler yapmasi gerekiyordu, karisi günden güne kendi içine kapanik dünyasinda kayboluyordu. Bütün gün düsündü koca nasil yardim edebilirim güzeller güzeli esime. Birden aklina esinin eski isi geldi. Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasil söyleyecekti, çünkü artik çok kirilgan ve nesesizdi. Bütün cesaretini toplayarak aksam karisina konuyu acti. Karisi dehsetle gözlerini acti.Ben bunu nasil yaparim ben körüm, diye bagirdi. Kocasi ona destek olacagini her sabah ise onu kendisinin birakacagini ve aksam alacagini ve ona çok güvendigini söyledi. Çünkü esini taniyordu ve bunu basarabilecegini biliyordu. Kadin büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü esini çok seviyordu ve onu kirmak istemiyordu. Her sabah esini isine birakiyor ve aksamlari aliyordu fedakar koca. Günler böyle ilerledi karisi eskisinden biraz daha iyiydi. Fakat kocasi daha fazlasini istiyordu , kendisine söz vermisti sonuna kadar gidecekti. Aksam karisina: Artik ise kendin gidip gelmelisin, dedi,. Kadin sasirmisti. Bunu asla yapamayacagini söyledi. Kocasi israr edince onu yine kiramadi ve bütün cesaretini topladi bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu. Sabahlari kadin artik otobüs duragina kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek isine gidebiliyordu .. Günler günleri kovaladi hiçbir problem yoktu. Yine bir gün otobüse binerken, soför : - Sizi kiskaniyorum, hanimefendi dedi. Kadin kendisine söylenip söylenmedigini anlayamadan, neden , diye sordu. Soför, - Çünkü her sabah sizin arkanizdan bir hava subayi genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakiyor, otobüsten indikten sonra yesil isikta yolun karsisina geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanizdan öpücük yollayip size her gün sevgiyle el salliyor , dedi."
Posted at 2008-05-04 04:52:58 PST(UTC-8H) |
Comments(2) | Permanent link