You are here:  
 

players

 > 

azref

 > 

blog

login / register
Login
 
   

Latest photos

Search for user

Search for photo

World Map

Search for blog

 
Search player
 
Recent profiles
!#John#!
M 17, Venezuela
mel1982
N.Roberts0n
[[**HULK**]]
Balu73
M 35, Poland
ww@valente
M 56, Brazil
casiemac
F 19, United Kingdom
lando_peixe
M 54, Brazil
syberka29
omegaedron
M 25, Colombia
 
 
   
AZREFURL:   




last game played:

Sudoku

last connection:2008-05-13 10:23:59 PST(UTC-8H)
20 hours 42 minutes ago


ProfileAlbumsMapFriendsBlogRoomsResultsTournaments
 
Notes:
 
Show results in the groups of :
10
30


Pages: 2
1


MSN DE ÇİRKİN BİR KIZ KARŞINIZA ÇIKARSA NE YAPARSINIZ ?BU MUDUR YANİ ?
Farzedinki erkegin biri msnde bir kızla konuşuyor.Ve kamera muhabbetine sıra geldi.
Kamera açıldı ve bi baktı kız çirkin mi çirkin
Bu olay karşısında olası diyaloglar



Kız : ee nasil görünüyorum ?
erkek : valla kıçıma iki göz çizsem senden daha güzel görünür

Kız : nasıl görünüyorum ?
erkek : önemli değil , herzaman yanımda poþet bulundururum


Kız : nasıl görünüyorum ?
erkek : istersen camsız devam edelim , hatta en iyisi sen beni listenden sil !

Kız : nasıl görünüyorum ?
erkek : waw mükemmelsin !
Kız : tbrk ederim
erkek : şaka kız şaka , evrimini tamamla sonra görüşelim senle

Kız : evet ne düþünüyorsun benim için ?
erkek : anne baba akraba mı senin ?

Kız : nasıl görünüyorum ?
erkek : görmüyom , gözlerimi kapattım!

Kız : bak kimseye cam açmam aslında
erkek : benim suçum neydi ?

Kız : nasılım ?
erkek : Sana tel numaramı vermedim değil mi ?
Kız : hayır vermedin , neden ?
erkek : iyi !

Kız : iyi görünüyor muyum ?
erkek : aaa maymun mu besliyon ? bu arada sen nerdesin camerada görünmüyon
Kız : hayvan !

erkek : tamam kamera açılıyor.
Kız : aaa kamerayı neden kapattın ? aaa çevirimdışı olmuş !

Kız : evet nasılım ?
erkek : valla senin görüntüyü kaydedip forumda yayınlamak için camını açtırmıştım ama senin bu görüntüyü yayınlamaya kalksam kesin banlarlar beni!
 
Posted at 2008-05-12 10:38:15 PST(UTC-8H)
| Comments(10) | Permanent link
 
BİR ERKEĞİN HAYATI NASIL KARATILLIR....:))))
Kadın-Erkek Aradaki Fark :)
1- Kadin/Erkek
2- Kadin/Kadin
3- Erkek/Erkek

1. Versiyon Kadin/Erkek:

Bir erkegin hayati nasil karartilir?

Kadin: Sacimi kestireyim mi?
Erkek: Olur.
Kadin: Ama kiyamiyorum.
Erkek: Oyleyse kestirme.
Kadin: Canim degisiklik istiyor...
Erkek: O halde kestir.
Kadin: Bana akil vermeyi birak, delilere verir gibi.
Erkek: Eger nasil hosuma gittigini bilmek istiyorsan, sana derim ki uzun sacli. Bunu biliyorsun.
Kadin: Beni tanidiginda kisaydi.
Erkek: Ve sana tam olarak ne dedigimi hatirliyorum: "Ne guzel olurdun uzun sacla".
Kadin: Ama herkes kesmemi soyluyor.
Erkek: Bu durumda kuafure git ve birak uyuyayim lutfen. Bunu senden Allah rizasi icin istiyorum.
Kadin: Peki nasil kestireyim? Kat kat mi yoksa percemli mi?
Erkek: Kat kat.
Kadin: Bana yakisacagini sanmiyorum, cunku sacim cok duz.
Erkek: Birak percemli olsun.
Kadin: O da cok yorucu.
Erkek: Yordugu zaman tekrar kestirirsin.
Kadin: O zaman asla uzatamam.
Erkek: Uzatmak istiyorsan kestirme guzelim.
Kadin: Bana guzelim demesene !!!
Erkek: ?!?!?!?!!
2. Versiyon Kadin/Kadin:

1.Kadin: Ah sekerim sacini mi kestirdin? Ne kadar guzel olmussun!
2.Kadin: Ay sahi mi soyluyorsun? Ben pek emin olamiyorum. Ay cok mu kisa oldu acaba?
1.Kadin: Amaaan ne alakasi var. Benim yuzum bu kadar genis olmasa ayni kesimi ben de denerdim. Benim su sacim klasik oldu artik,yeni bir modele hic cesaret edemiyorum.
2.Kadin: Ayy yapma Allah askina nesi varmis yuzunun. Bak soyle suralarindan kat verdirsen, harika olur! Benim de boynum uzun olmasa ayni seninki gibi bir model yaptirirdim.
1.Kadin: Ah sekerim sen de bir alemsin. Keske benim de boynum seninki gibi olsa. En azindan su cokuk omuzlarimin dikkat cekmesini engellemis olurdum.
2.Kadin: Ayol sen ne diyorsun? Senin omuzlarin gibi omuzlari olsun isteyen bir suru kiz var. Giydigin her sey sana oyle yakisiyor ki.Bir de benim su kisa kollarima bak. Omuzlarim seninkiler gibi olsaydi, giydigim bluzlar ustumde emanet gibi durur muydu?
...virvirvir, dirdirdir...
3. Versiyon Erkek/Erkek:

1. Adam: Sacini mi kestirdin?
2. Adam: Evet
1. Adam: Sihhatler olsun abi!..
2. Adam: Sag ol...
Olay budur...
 
Posted at 2008-05-04 10:04:05 PST(UTC-8H)
| Comments(6) | Permanent link
 
ÇOK BEĞENDİĞİM BİR AŞK HİKAYESİ.OKUMAYI SEVİYORSANIZ KAÇIRMAYIN :(((
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...

   Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, 'bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur' diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... 'Senin için ölürüm' derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma 'Hayır, ben senin için ölürüm' diye yanıt verirdi hep...

      Bazen  eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, 'Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak....'  Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, 'Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma' Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya  koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

       Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde 'satılık' levhası asılı olan. 'Ne dersin, bu evi alalım mı?' dedi adama. 'Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı...' 'Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?' diye yanıt verdi adam. 'Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık....'

     Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: 'Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut...'

     Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, 'Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat' diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

     Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, 'Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım' diye sözünü kesti arkadaşı. 'O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya....'

   'Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları' diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

      Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, 'son bir kez kucaklamak isterim seni' diyecek oldu ama kadın, 'defol' dedi nefretle...

      İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.

      Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. 'Sen, buraya ne yüzle geliyorsun' diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. 'Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.' dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: 'Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi...'   Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, 'Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem' diyordu... Sırayla okudu; 'Seni çok sevdim', 'Seni sevmekten hiç vazgeçmedim', 'Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.' 'Fakat benim için ölmeni istemedim' 'Şimdi bana söz vermeni  istiyorum.' 'Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?' son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:  'Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım....

 
Posted at 2008-04-25 08:34:58 PST(UTC-8H)
| Comments(7) | Permanent link
 
BİM'DE ESKİ SEVGİLİ İLE KARŞILAŞINCA..:)))))
Bim'e doğru yola çıktım. zaten iki adım ötesi bim. Annemin terliklerini giyip çıkayım lan dedim, kim iki saat şimdi bağcık bağlayacak. Ama olgun bir erkekte eğreti duran şeylerin başında anne terliği geliyormuş canlar, ben bunu anladım.Bim her zamanki gibi sakindi. klima çalışıyor ama soğutmuyordu. Nasıl bir klima lan bu diyerek incelemeye başladım. ama görevli beni balici sandı,çünkü ayaklarımda da acayip terlikler altımda çamaşır suyu sıçrayıp da rengi atmış bir pijamayla pek de güzel bir gaspçı havası veriyordum."abi bu klima üflemiyor galiba" dedim.
ama cevap vermedi,işine döndü.tam arkamı dönüp gidecekken tanıdık bir ses duydum. pek bir tanıdık.sanki bir zamanlar kulağıma "aşkım" ,"seni seviyorum" diyen bir ses. yavaşça arkamı döndüm. Evet, eski sevgilimdi bu. bir zamanlar sevdiğim kadındı. bir zamanlar elele tutuşarak gezdiğimiz kadın.şimdi nişanlısıyla bim'e gelmiş alışveriş yapıyordu. bir zamanlar aşık olduğum kadındı bu. Evet bir zamanlar uğruna canımı verebileceğim kadındı bu. ben şaşkınlıktan elimdekileri yere düşürünce bunlar birden irkildi ve hemen arkasını döndü. ben, beni görmesinler diye hızlıca aşağıya eğildim ama lanet olası bim'de raf diye bir şey yok ki. tansaş olsa arkadaki adam seni göremez ama raf yerine kolilerde ürün sergileyen bim sayesinde saklanamadım.peki size sorarım. siz arkanızı döndüğünüzde, devekuşu gibi saklandığını sanan ama ayağında ufak numara anne terlikleriyle sıçar gibi çömelmiş ve kıç çatalı gözüken bir adam görseniz ne yaparsanız?işte onlar da öyle yaptılar. bastılar kahkahayı. yavaş ve gurur yıkılmışça ayağa kalktım.gözlerine baktım. bana baktı, mahzun bir bakış görmek isterdim ama alay ediyordu resmen. ayaklarıma bakıyordu. anne terliği giymiş,parmakları ucundan çıkmış bir ayak. buydum işte. sen bu adamla bir zamanlar çıkmıştın. şimdiki sevgilin çok iyi giyinmiş ama bir bak bakayım ona.bim'de bu şıklık? sence de biraz samimiyetsiz değil mi? ben en azından yakışıyorum buraya. içimden geldiği gibiyim.böyle düşündüm ama sonra has..tr dedim. adam kapmış kızı,ben de lavuk gibi pijamayla terlikle geziyorum. kim naapsın lan beni."nasılsın görüşmeyeli?" dedim. "iyiyim" dedi. "ne güzel" dedim. "hıhı"dedi. gittikçe gerginleşiyordu ortam. yeni sevgilisi kıllandı mı acaba diye baktım ama nasıl olsa bu lavuktan bir zarar gelmez" düşüncesi hasıl olduğundan zerre umrunda değildim herifin. adam en ucuz kangal sucuğu seçmekle meşguldu."niye böyle olduk biz?" der gibi baktım. "ne diyorsun?" der gibi baktı bana. "niye böyle olduk diyorum?" der gibi tekrar baktım.ne diyorsun anlamıyorum" der gibi tekrar baktı bana. "neyse s..ktir et"der gibi baktım. s..tir etti alışverişe devam etti. bir güle güle demeden. gözyaşlarımı saklayarak elimden düşürdüklerimi aldım ve kasaya gittim.bir de peçete aldım, gözyaşlarımı silmek için. kasadaki görevli yine baliciymişim gibi baktı bana, "paran var mı" der gibi baktı bana,bana bakmasın artık kimse. al lan paranı der gibi uzattım,para üstü beklemeden çıktım ama sonra hemen geri dönüp şahsiyetsizce aldım paranın üstünü.tam çıkacakken fiş almayı unuttuğum aklıma geldi. dönüp onu da aldım. bir romantizm de yaşayamadık be.eve giderken serkan geldi yavaşça yanıma. tek dostum,yoldaşım,üzgün olduğumu anlayabilen tek insan. "abi bir şey diycem. pijamanın kıçında delik var,kıçın gözüküyor,baya da büyük" o günden beri evdeyim. bim'e de kapıcıyı yolluyorum.
 
Posted at 2008-04-22 09:34:31 PST(UTC-8H)
| Comments(3) | Permanent link
 
ÇAPKIN ERKEKLERE VERİLEN CEVAPLAR :))))
Erkek: Bana isminizi bagislar mısınız?
Kadın: Neden? Sizin yok mu?

Erkek: Ben bir fotografçıyım ve ne zamandır sizinki gibi bir yüz arıyordum.
Kadın: Ben de estetik cerrahım ve ne zamandır sizinki gibi bir yüz arıyordum.

Erkek: Sanırım sizinle daha önce bir kez çıkmıstık ya da iki kez?
Kadın: Sadece bir kez çıkmış olabiliriz, çünkü aynı hatayı ikinci kez yapmam!

Erkek: Nasıl bu kadar güzel olabiliyorsunuz!
Kadın: Sanırım doğarken sizin payınızı da ben almışım.

Erkek: Bu cumartesi benimle çikar mısınız?
Kadın: Üzgünüm, bu cumartesi başım ağrıyacak.

Erkek: Birçok erkeğin başını döndürüyor olmalısınız.
Kadın: Siz de birçok kadının midesini bulandırıyor olmalısınız.

Erkek: Sizi çok mutlu edebilirim.
Kadın: Nasıl? Gidiyor musunuz?

Erkek: Size evlenme teklif etsem, ne cevap verirdiniz?
Kadın: Bir sey diyemezdim muhtemelen, çünkü gülerken konuşamam.

Erkek: Sizi sinemaya davet edebilir miyim?
Kadyn: Ben o filmi gördüm.

Erkek: Hayatım boyunca neredeydiniz?
Kadın: Sizden saklanıyordum.

Erkek: Hayatım boyunca neredeydiniz?
Kadın: Hayatınızın geri kalanında da olacagım yerde,
rüyalarınızda.

Erkek: Sizi daha önce bir yerde görmüş gibiyim...
Kadın: Evet, o yüzden artık oraya gitmiyorum.

Erkek: Bu koltuk bos mu?
Kadın: Evet, ama oturursanız bu bosalacak.

Erkek: Ne isle mesgulsünüz?
Kadın: Kadın taklidi yapıyorum
 
Posted at 2008-04-20 03:49:00 PST(UTC-8H)
| Comments(4) | Permanent link
 
ŞAKANIN BU KADARIDA OLMAZ!!!!!
Sevgili hakkus,
mektubunu aldim.
gelmesi ne denli sevindiriciyse de okuduklarim o denli üzücüydü.
demek askere gittiginden beri çavusun size özellikle de sana
yapmadigi kalmamis.
"suçum olsa yanmam" diyorsun.
sana inaniyorum dostum.
olur olmaz seni dövdügüne göre, yazdigin gibi o herif asker ocagina yakismayan sadistin teki.Sohbet
sen sivilken agzina kötü söz almazdin.
adamin besiginden mezarina kadar nesi varsa sövdügüne göre gerçekten çok sinirlenmissin.
ama haklisin. ben de olsam ondan nefret ederdim.
oysa hepiniz ayni vatanin evladisiniz.
neden ayirim yapip en agir isleri sana yaptiriyor ki???..
senin gibi akli basinda, sorumluluklarinin bilincinde olan insana
böyle davranmak için çok adi birisi olmali.
zaten "adinin teki" demissin.
neyse hakkus, vatan borcu bu...
herseye,insanliktan uzak olan çavusuna bile, katlanip
vazifeni yerine getirmelisin.
sen yine elinden geldigince iyi asker olmaya çalis.
beni de mektupsuz bırakma.
mektuplari disardan yollamakla iyi ediyorsun.
çavus i.i okursa bir de mektuplar için dayak yersin sonra.
özlemle gözlerinden öperim.
__dostun recai__





ulan recai i.i,

ben sana ne zaman mektup yazdim da o allahin belasi mektubu gönderdin??mektuplarimizin okundugunu bildigin için bu adiligi yaptin di mi köpek??
senin yüzünden gül gibi çavusumun bana yapmadigi kalmadi.
tonla dayak.
bir hafta da hapis cezasi yedim
çavus beni bölügün önüne çikarip
"KARsINIZDA ORDUMUZUN EN sEREFSiZ ASKERi DURUYOR." dedi.
ne dediysem, senin nasil adi bir yaratik,
mektubunun da o essek sakalarindan biri olduguna inandiramadim.
bir daha mektup falan yazma.
zaten, ilk izne gelisimde ellerini un ufak edecegim.
birkaç yil eline kalem alamayacaksin. en kisa zamanda basina bir kaza gelmesini, sürüm sürüm sürünmeni dilerim
__hakan__





merhaba hakkus,
yaninda olamadigim,sorunlarini ve acilarini paylasamadigim için kahroluyorum.
mektuplarini okudukça içim kan agliyor.
manyak çavus iyice köpürdü ha.
vay sadist vay.
bir de adam bilip çavus yapmislar.
böylelerinin eline hiç yetki vermemeli.
sonra ne oldum delisi oluyorlar.
"sivil olsam yapacagimi bilirdim" diyorsun.
ama haklisin hakkus.
sinirlerine hakim ol.
askerlikte üste saygisizlik olmaz.
adama askerligi bitirtmezler vallahi.
uyma o hayvana dostum. zor ama sayili günler gelir geçer.
buralar bildigin gibi eksikligini hep hissediyoruz.
en güzel günler seninle olsun.
__kardesin recai__




recai denen hayvan,
lan sana hayvan demek iltifat, hayvanlara hakaret olur, oglum sen çildirdin mi?
çavuş fıttırdı.
adamin bir agzima yapmadigi kaldi.
"yazmadim konutanim." diyorum, yemin billah ediyorum dinledigi yok.
ah ulan essogluessek yaktin beni.
askerligim simdiden bir ay uzadi.
her gece tuttugum 8-5 nöbetleri,
günde yalniz basima tam teçhizat 20km kosu,
iki çuval ispanak ayiklamak imanimi gevretiyor.
yeter artik recai!.
sakanin çikacak suyu muyu kalmadi.
bu gidisle biraz zor ya, izne gelirsem kendine kaçacak delik ara.
tüm kemiklerini kiracagim.
allah belani versin...
__hakan__




hakkus'cugum,
yooo, yazdiklarina inanamiyorum.
bu kadari da olmaz ama.
o ş......z çavusun sana yaptiklarini insan yapmaz.
nedir bu essogluessegin sana çektirdigi?
yani afedersin ama insan sokaktaki uyuz ite bile daha iyi daha merhametli davranir.
bak hakkus, sakın benden gerçekleri saklama,
yoksa görevden mi kaytariyorsun?
eninde sonunda ikiniz de bu vatanin evladisiniz.
böyle yapmasi için ya kafadan sakat ya da soysuz olmali
ne diyeyim hakkus?
sabredeceksin.
allah sevdigi kuluna çektirirmis.
seni de seviyor olmali ki çavus gibi bir namussuzu basina bela diye salmis Sohbet
__candostun recai__




recai soysuzu stop!
sayende askerligim bitmeyecek stop!..
firar ettim stop!..
seni parçalamaya geliyorum stop
__hakan__
 
Posted at 2008-04-13 09:17:36 PST(UTC-8H)
| Comments(6) | Permanent link
 
ÇILDIRTAN MÜŞTERİ....

Tüketici hakları konusunda Müşteri her zaman haklı mı? sorusunu irdelerken çeşitli ülkelerdeki mahkemelik olayları araştırmışlar ve bulunan belgelerden birisi. Olay gerçek... WordPerfect (Bilmeyenler için yazıyorum, bilgisayarı -elektrikli- daktilo gibi yapan bir programın yapımcısı)... Bu şirketin müşteriye yardım hattında banda alınmış bir telefon konuşmasını okuyacaksınız: Bu konuşma sonrası WordPerfect görevlisi işinden kovuluyor. Kovulan görevli WordPerfecti kendisini "Gerekçesiz" işten çıkardığı için mahkemeye veriyor. İste bu konuşmanın deşifresi. -WordPerfect yardım hattı,
-buyurun, nasıl yardımcı olabilirim.
-WordPerfect`te bir sorun oldu.
-Nasıl bir sorun?
-Yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti.
-Gitti mi?
-Yok oldu!
-Ekranda şu anda ne görüyorsunuz?
-Hiç bir şey.
-Hiç bir şey mi?
-Yazdığım hiç bir şey ekrana çıkmıyor.
-Hala WordPerfect programında mısınız yoksa programdan çıktınız mı?
-Bunu nereden bileyim.
-Ekranda bir "C" harfi görüyor musunuz?
-Bir "hece" mi..
-Boş verin. Ekranda yanıp sönen bir çizgi var mı?
-Söyledim ya hiç bir şey yazmıyor.
-Monitör üstünde yanan bir lamba var mı?
-Monitör ne?
-Ekranı olan yer, televizyon gibi.. Çalıştığını gösteren küçük bir lamba var mı?
-Bilmiyorum.
-Monitörün arkasına bakın, oraya bir elektrik kablosu giriyor olması lazım. Görebiliyor musunuz?
-Evet.
-Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektriğe bağlı mı bana söyleyin.
-Bağlı.
-Harika. Monitörün arkasına bakınca bağlı olan tek kablo mu gördünüz, yoksa iki tane mi?
-Görmedim.
-Tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonun da bağlı olması lazım.
-Evet buldum.
-Tamam, şimdi onu takip edin bilgisayara bağlı mı diye bakın.
-Kabloya ulaşamıyorum.
-Ulaşmayın, bağlı mı diye bakabilir misiniz?
-Olmuyor.
-Bir şeyden destek alıp eğilip bilgisayarın arkasına baksanız...
-Eğilmek dert değil, karanlık olduğu için bakamıyorum.
-Karanlık?
-Ofisin ışıkları kapalı, pencereden gelen ışık yetmiyor.
-Ofisin ışıklarını yakın.
-Yanmaz.
-Neden?
-Elektrikler kesik.
-Elektrikler mi kesik. Tanrım..! (kısa bir sessizlik) Bilgisayarın kutusu, kitapları her şeyi duruyor mu?
-Evet dolapta.
-Şimdi bilgisayarı sökün, aynen aldığınızdaki gibi paketleyin ve aldığınız dükkana iade edin.
-Durum bu kadar kötü mü?
-Korkarım öyle!
-Peki tamam. Onlara ne diyeceğim?
-"Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalım" diyeceksiniz. işte böyle, kolay gelsin....."

 
Posted at 2008-04-13 08:59:55 PST(UTC-8H)
Comments(0) | Permanent link
 
İLK TÜRK UZAYA ÇIKINCA ......

İlk Türk uzay adamı (artık astronot mu denir, kozmonot mu denir,
uzay fatihi mi denir bilinmez) uzaya çıktığında atılacak olası gazete
manşetleri

- Kendimizi aştık...
- Bekle ay geliyoruz...
- Galaksi galaksi duy sesimizi, işte bu Türklerin ayak sesleri!..
- Uzaya kapak attık...
- Artık biz de uzaylıyız
- Türkler uzayda
- Türk'üz doğruyuz uzaylıyız...
- Bu bizim için büyük, insanlık için küçük bir adım!

Gaza gelmiş bazı gazete başlıkları

- Alemin kralı geliyor..
- Bekle bizi İngiltere..
- Uzay tamam sıra güneş'te!
- Bekle bizi Samanyolu
- Marslılarla Türkler arasında genetik bağ bulundu!

Star - Açın mekiklerimizin önünü! durduramazsınız...
Hürriyet - Uzanlara rağmen...
Milliyet - İstikbale eriştik (yanda üzerinde oynanmış bir Atatürk
resmi, yanında mekik)
Sabah - İlk biz duyurmuştuk..
Zaman - Ve mümin uzayda
Türkiye - Allah'a şükür..
Vatan - İşte Hezarfenin torunları.
Bulvar - Uzaya da girdik yada milli olduk
Star - Uzayın ulen
Hürriyet - Aydın doğandan Türk astronotlara jest
Akit - Uzayda duyulan ezan sesi
Sabah - Aydın doğandan büyük şantaj
Şamdan - Marslı erkeğimin geyşası olurum
Bulvar - Ay fena oluyorum
Star - Güneş ufuktan şimdi doğar yürüyoruz uzayaaaa
Star - Welcome to space

Spor sayfasının manşeti..

Hürriyet - Fenerbahçe rüya takımı kurdu..
Fanatik - Uzaylılar da Fenerbahçeli mi?
Fotomaç - Bir gün her uzaylı fenerli olacak
Milliyet - Uzay Fener'e dar gelecek..

Köşe yazarı başlıkları..

Oktay Ekşi - Marslılara savaş açalım..
Ertuğrul Özkök - En pahalı mars şarabını içtim..
Erman Toroğlu - N'aber hıncal bak gönderdik çocuğu uzaya..
Nihat Genç - Uzaylı olmanın topluma negatif etkisi..
Hıncal Uluç - TK00XV2 plakalı uzay aracı'nın sorumsuz astronotu..O
ne dönüş öyle kardeşim ?
Emin Çölaşan - Uzay mekiğinin yapımı için neden iki firmadan teklif
alınmadı ?
Bekir Coşkun - Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete..
Ahmet Altan - Astronotları çıldırtan kadınların öğleden sonraları
ten kokusu ne ola ki ?
Ayşe Arman - Yine evleniyorum..
Turgay Şeren - Ben geçen haftaki yazımda belirtmiştim..
Haydar Dümen - Aktif seks uzayda olmaz.
Haşmet Baboğlu - Uzayda mı olmak, dünyada mı olmamak konusuna dikkat
etmek lazım..

Yabancı basından başlıklar..

Washington Post : İnsanlı ilk Türk uzay aracı astronotu almadan
uzaya çıktı..
Le Figaro : Astronotlar arasında hiç Kürt yok....
Die Zeitung : Verhaugen : 'Büyük başarı, eğer mekiği sağ salim
indirirlerse, 2034'de müzakerelere başlarız' dedi..
Die Welt : Aya gitmesi gerekirken mars'a yönelen insanlı ilk Türk
uzay aracı İstanbul üssünün yardımıyla Jüpiter'e indi..
Corierra Della Serra : Incedibile..Berlusconi, Türk Astronot'un
çocuğunun sünnetinde kirve olacak....
Elefteros Rimos : Yunan hükümetinin büyük hezimeti...

Time : Türk astronot uzayda yaptığı mangal keyfi sonrası söndürmeyi unuttuğu kömürler yüzünden uzay mekiğini yaktı.

 
Posted at 2008-04-10 09:10:24 PST(UTC-8H)
| Comments(1) | Permanent link
 
KAZANIN BU KADARINA DA PES DOĞRUSU.

Hesaplama Hatası


Dünyanin en komik kazasi: Bir duvarci ustasinin santiyede yazdigi mektup:
Sayin santiye sefim;
Is kazasi tutanagina planlama hatasi diye yazmistim. Bunu yeterli görmeyerek ayrintili anlatmami istemissiniz. Su anda hastanede yatmama neden olan olaylar aynen asagida anlattigim gibi olmustur:

Bildiginiz gibi ben bir duvar ustasiyim. Insaatin altinci katindaki isimi bitirdigim zaman biraz tugla artmisti. Yaklasik 250 kg kadar oldugunu tahmin ettigim bu tuglalari asagiya indirmek gerekiyordu.

Asagiya indim, bir varil buldum, ona saglam bir ip bagladim ve ardindan altinci kata çiktim. Ipi bir çikriktan geçirip ucunu asagiya saldim. Tekrar asagiya indim ve ipi çekerek varili altinci kata çikardim. Ipin ucunu saglam bir yere baglayip tekrar yukari çiktim. Bütün tuglalari varile doldurdum. Asagi indim, bagladigim ipin ucunu çözdüm. Ipi çözmemle birlikte birden kendimi havalarda buldum. Nasil bulmayayim? Ben yaklasik 70 kiloyum. 250 kilogram varil süratle asagiya düserken beni yukari çekti.

Heyecan ve saskinliktan ipi birakmayi akil edemedim. Ben yukari çikarken yolun yarisinda, asagi inmekte olan tugla dolu varille çarpistik. Sag iki kaburgamin bu sirada kirildigini saniyorum. Tam yukari çikinca, iki parmagim iple beraber çikriga sikisti; Parmaklarim da bu sirada kirildi. Bu esnada yere çarpan varilin dibi çikti ve tuglalar etrafa saçildi.

Varil hafifleyince, bu sefer ben asagi inmeye varil ise yukari çikmaya basladi ve yolun yarisinda yine varille çarpistik!.. Sol bacagimin kaval kemigi de bu sirada kirildi.

Yere inince can havli ile ipi birakmayi akil ettim. Bu sefer de basimi yukari kaldirdigimda bos varilin süratle üzerime geldigini gördüm!...

Kafatasimin da böyle çatladigini saniyorum. gözümü hastanede açtim...

 
Posted at 2008-04-01 08:09:56 PST(UTC-8H)
| Comments(3) | Permanent link
 
OKUYUNCA İNSANIN İÇİ SIZLIYOR......


Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki
bir
çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor
ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük
bir
dükkân için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk
vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği
kullanmaktaydı. Hem de güçlükle...

Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı,
dizinin
alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu.
Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir
müddet
öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkândan
dışarı fırlayıp:

- "Küçüüük!" diye seslendi." Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki
modeller bir hârika!"

Çocuk, ona dönerek:
- "Gerçekten çok güzeller!" diye tebessüm etti, "Ama benim bir
bacağım
doğuştan eksik".

- "Bence önemli değil!" diye atıldı adam. "Bu dünyada her şeyiyle tam
insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı
veya
vicdanı."

Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:

- "Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi."

Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:

- "Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?"

- "Çok basit!" dedi, adam. "Eğer yoksa, cennete giremeyiz. Ama
ayaklar
yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hâttâ
sakat
insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler..."

Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar,
hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işâret ederek:

- "Baktığın ayakkabı, sana yakışır!" dedi. "Denemek ister misin?"

Çocuk, başını yanlara sallayıp:

- "Üzerinde 30 lira yazıyor" dedi, "Almam mümkün değil ki!"

- "İndirim sezonunu senin için biraz öne alırım!" dedi adam, "Bu
durumda
20 liraya düşer. Zâten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder."

Çocuk biraz düşünüp:

- "Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!" dedi, "Onu kim alacak ki?"

- "Amma yaptın ha!" diye güldü adam. "Onu da, sağ ayağı eksik olan
bir
çocuğa satarım."

Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:

- "Üstelik de öğrencisin değil mi?" diye sordu.

- "İkiye gidiyorum!" diye atıldı çocuk, "Üçe geçtim sayılır."

- "Tamam işte!" dedi adam. "5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri
kalır
5 lira. O da zâten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir,
sattım gitti!"

Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkâna girdi. İçerdeki
raflar, onun beğendiği modelin aynıyla doluydu. Ama adam, vitrinde
olanı
çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni
ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek

- "Benim satış işlemim bitti!" dedi, "Sen de bana, bunu satsan memnun
olurum."

- "Şaka mı yapıyorsunuz?" diye kekeledi çocuk, "Onun tabanı delinmek
üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?"

- "Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş..." dedi adam, "Antika
eşyalardan
haberin yok her hâlde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para
tutar.
Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder."

Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi.
Mutlaka bir rûyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rûya.
Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kâğıt paralara
göz
gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:

- "Bana göre 20 lira yeterli." dedi. "İndirim mevsimini başlattınız
ya!"

Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük
kondurdu.
Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde
satsa,
böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu.
Sanki
koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür
edip:

- "Babam haklıymış!" dedi. "Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek
yok!
demişti."

 
Posted at 2008-03-23 08:38:44 PST(UTC-8H)
| Comments(2) | Permanent link
 
Pages: 2
1



 
   
 
change language version: br bs cn cz de dk en es fa fi fr gr hu id il in it jp ko ma
nl no ph pl pt ro ru sa se sk th tr tw ua vi
poker page
About us   Contact   Terms of Service   Game etiquette
Copyright © 2003-2008 Ganymede All rights reserved.
Official Partners: www.casesladder.com   www.eliters.com