GameDesire - play free online games. Snooker, pool, chess, poker texas holdem, mahjong, backgammon, yatzy, word games and card games. Rankings, ladders, and tournaments...
In order to login your browser has to have cookies unblocked .
Günlerden bir gün zengin bir baba oğlunu köye götürdü. Bu yolculuğun tek amacı vardı;
insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek.
Çok fakir bir ailenin evinde iki gün geçirdiler. Köyden oturdukları kente gelirken baba oğluna sordu; "İnsanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?" "Evet!"
"Ne öğrendin peki?"
"Şunu öğrendim:
Bizim evde bir köpeğimiz var,
… onlarınsa üç.
Bizim bahçede çok büyük bir havuzumuz var,
… onlarınsa sonu olmayan bir dereleri.
Bizim birkaç halımız var, …..onların yemyeşil, göz alabildiğince uzanan çimenleri Bizim görüş alanımız karşı apartmana kadar, ……onlarsa bütün bir ufku görüyorlar. Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı.
Oğlu ekledi; "Teşekkürler, baba. Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!'' Hayata biraz da çocukça bakabilmek dileğiyle… SAYGILAR
Posted at 2008-05-27 11:22:58 PST(UTC-8H) |
Comments(3) | Permanent link
Müşfik KENTER‘ den... Aşk bir kelebek gibidir, peşinden koştukça hep senden kaçar.. En iyisi bırak uçsun, inan ki hiç beklemediğin bir anda gelip omzuna dokunu verir... Aşk mutlu eder, bazen de üzer ama aşk özeldir, aşkını hak eden birine sunarsan eğer..”
Sevgilisi Olanlara;
Aşkın amacı birileri için "mükemmel insan" olmak değildir, Seni mükemmelliğe en çok Yaklaştıracak insanı bulmaktır..
Çapkınlara;
Sevmediğin birine asla "seni seviyorum" deme.. İçinde olmayan duygulardan varmış gibi söz etme.. Kimsenin hayatına kalbini kırmak için girme.. Sevgi dolu bakan gözlere asla yalan söyleme, çünkü birine verebileceğin en büyük acı, Aşık olmadığın birini kendine aşık etmektir...
Evli Olanlara;
Seven insan "senin hatan" yerine "özür dilerim" diyendir... "neredesin“ yerine "ben buradayım“diyendir.. "nasıl yaparsın" yerine "niye yaptığını anlıyorum" diyendir.. ve aşk "keşke" yerine daima "iyi ki"diyendir... Kalbi Kırık Olanlara; Kalp yarası siz kanatmaktan vazgeçinceye kadar sürer ve ilacı bu acıya alışmak değil, ondan ders çıkarabilmektir. Aşık Olmaktan Korkanlara; Aşka düş ama tökezleme,anla ama bekleme, paylaş ama isteme, yaralan ama asla acıyı içinde büyütme... Sevdiğini Fazla Sahiplenenlere; Sevdiğinin bir başkasıyla mutlu olduğunu görmekten daha acı bir şey varsa,o da sevdiğinin seninle mutsuz olduğunu görmektir.. Aşkını İtiraf Etmeye Çekinenlere; Sevdiğinden ayrılınca aşk acı verir, sevdiğin seni terk edince daha da çok acı verir ama en acısı, onu ne kadar Sevdiğini bilmesine hiç fırsat vermemektir.. Dönmeyecek Birini Hala Bekleyenlere; Hayatın en hüzünlü anı, deli gibi sevdiğin insanın buna hiç değmediğini gördüğün andır ve en büyük kaybın onun için harcadığın yıllardır... Senin aşkını şu gün hak etmeyen, bil ki 10 sene sonra yine hak etmeyecektir... Bırak, gitsin...
Posted at 2008-05-27 11:16:46 PST(UTC-8H) Comments(0) | Permanent link
kenar mahallelerinden birinde, bir Cafe-Barda, espressolarımızı içiyorduk. çeri giren müşterilerden biri, barmene
"due caffee, uno sospeso" (iki kahve, biri askıda) dedi, iki kahve parası verdi,
bir kahve içip gitti, Barmen de duvar üzerinde asılı duran çiviye bir küçük kağıt astı. Biraz sonra içeri iki kişi girdi.
Onlar da “trio caffee, uno sospeso"
(üç kahve, biri askıda) dediler,
Üç kahve parası verdiler ve iki kahve içtikten sonra gittiler.
Barmen "askı“ ya yine bir küçük kağıt astı. Bunun gün boyu böyle
sürdüğü anlaşılıyordu.
Bir süre sonra kahveye, üstü başı biraz eski-püskü,
belli ki yoksul bir kişi girdi ve barmen’e
"uno caffee sospeso "(askıdan bir kahve) dedi.
Barmen hemen bir kahve hazırladı ve
Yeni müşterinin önüne koydu.
Yoksul kişi kahvesini içtikten sonra para ödemeden
çıktı, gitti. Barmen ise duvardaki askıya taktığı kağıtlardan birini kopardı,
parçalayıp çöp kutusuna attı.
Bu gözlemimizin sonunda, gözlerimizi yaşartan,
fakat kesinlikle örnek almamız gereken bir
“İtalyan toplumsal terbiyesi" öğrendik:
Yardım etmek için insanların gereksinimlerini belirlerken, yalnızca yaşamsal gereksinimlerle
sınırlı kalmak zorunda değiliz.
Bir Venedikli için, yaşamsal olmasa da kahve,
günlük yaşamda önemli bir yer tutmaktadır.
Kahve içebilecek kadar parası olmayan kişilere yardım edebilecek düzeydeki kişiler, kendileri bir kahve parası daha ödüyorlar.
Yardım ettiği kişiyi görmedikleri için bu kişiler de daha mutlu oluyorlar,kimden geldiğini bilmedikleri bu ikramı kabul eden kişiler ise huzurlu oluyor
Yardım eden ile alan arasında, bu caffe-bar'daki garson gibi, köprü görevi yapan kişilerin ise güler yüzlü ve sevgi dolu olmaları gerekiyor.
İçeri giren yoksul bir kişinin
"Bana askıda kahve var mı?" diye
sormasına gerek bırakmamak için "askıda kahve olduğunu" belirten kağıt parçalarını kolaylıkla görünebilen bir yere asmak ise bu olgunun
çok zarif bir bölümünü oluşturmaktadır.
Biz Türkler bu askıya bir şeyler asamaz mıyız ?
Bir Ekmek Fırının’da, yada bir Bakkal’da, yada bir Market’te...
“Askıda Ekmek” :):)
Kulağa hoş gelmiyor mu? yaparız hatta
“Askıda Ekmek” uygulamasının
Isparta’da 3 Fırın tarafından yapıldığını biliyormuydunuz!?.
SAYGILAR
Posted at 2008-05-18 10:24:11 PST(UTC-8H) |
Comments(1) | Permanent link
Herhalde bir gösteriş, birine, aynı cinse, Kadınsan erkeğe, erkeksen kadına karşı kendini beğendirme çabası,bir moda,bir gelgeç ruh hali değil... Sempati.. İlgi.. Bağlılık.. Yüceltme.. Taçlandırma...Sorumluluk duyma.. Yürekten algılama. Bakışlarla anlaşma. Ses tonuyla destek verme. Kesintisiz ilişki.. Kayıp olmaz, yitmez.
Yoktan var olmaz bir duygu.
Bunların hepsi bir araya gelip, zaman içinde gıdım gıdım birikerek dostluğun çimentosunu oluşturuyor.
Gazetelerde okuyoruz. TV'lerde seyrediyoruz. Sağda, solda konuşmalarda adı geçiyor: Güzel yemek yeme dostu.. Edebiyat dostu. Türk Sanat Müziği dostu. Çocukların dostu.. Halkın dostu.. Dostluklar nasıl oluşuyor Unuttuk.. Bu hızlı kent hayatı dostluk duygusunu,aklımızdan aldı..
Yüreğimizden çaldı.
Nasrettin Hoca bir Cuma günü camide cemaate namaz kıldırmak üzere ezan okunsun diye bekliyormuş. Bir adam gelmiş. "Hocam" demiş! "Eşeğimi yitirdim..." Hoca da adama; "Şu namazı kıldıralım, senin eşeğin çaresine bakarız" demiş. Hoca namazı kıldırmış,vaazını vermiş ve cemaate dönmüş: "İçinizde hiçbir dostuyla bir bardak çay içip saatlerce konuşmamış, dostuyla sekiz saatlik yürüyüşe çıkıp hiç konuşmadığı halde sıkılmadan yürüyüşünü tamamlamamış ve komşunun kızına kem gözle baktı diye dost bildiği arkadaşını arkadaşlıktan silmemiş biri var mı?" diye sormuş.Arka sıralarda saf tutmuş, sümsük tipli biri parmağını kaldırıp, "Ben varım Hocam." demiş. Hoca eşeğini yitiren adama dönmüş, "Al bu adamı git, bundan büyük eşek olur mu?
Yitirdiğin eşeğin yerine kullanırsın" demiş.
Dostun yoksa... Eşekten farkın ne? Olumsuz düşünür Sokrates'e öğrencileri sormuş: Dostluk nedir? Sokrates de onlara şu yanıtı vermiş; "Çocukluğumdan beri arzuladığım bir şey vardır. Kimi insan atları olsun ister... Kimi insan köpekleri. Kimisi altını, kimisi de şanı, şerefi;
Bense bir dostum olsun isterim..."
İnsan biriktiren yaratık... Şan, şöhret biriktiriyor... Süper zenginse boğazda villa biriktiriyor. Tablo biriktiriyor. Repoda para kasalarda naftalin kokulu döviz, antika biriktiriyor.Gençse plak, kaset, cd biriktiriyor. Yorgun bir ihtiyarsa kahvelerde zaman biriktiriyor… Bazıları da Kuledibi'nde Çukurcuma'ya, Üsküdar'da Eskiciler Çarşısı'na, Unkapanı'nda Horhor'a gidip; antika lambalar,cam şişeler, eski koltuklar, tesbihler, tombaklar biriktiriyor.Ali ise kitap biriktiriyor.
Cahilse kin biriktiriyor.
Dost biriktirmeyi içimizde kaç kişi deniyor? Evet, kabul ediyorum,insan birçok kişiyle beraber mükemmel dost olamaz, tıpkı aynı zamanda birçok kişiye aşık olamayacağı gibi... Fakat cinnete düştük. Dost biriktirmeyi unuttuk. NAZİK OLMAK İÇİN,
KÜÇÜK İTFAİYECİ Annesi, altı yaşındaki lösemiyle savaşan Bora’ya bakarken dalıp gitmişti. Kalbi, acı içinde olmasına rağmen, kararlılık duygusunun da etkisini hissediyordu......... Doktorlar Bora’nın yaklaşık bir aylık ömrü kaldığını söylemişlerdi. Her ebeveyn gibi o da oğlunun büyümesini ve umutlarını gerçekleştirmesini isterdi. Ama bu, artık gerçekleşmeyecekti. Löseminin buna fırsat tanıması olası değildi. Oysa o oğlunun hayallerinin gerçekleşmesini istiyordu."Bora! Büyüyünce ne olmak istediğini hiç düşündün mü? " diye sordu."Anneciğim, ben büyüyünce hep İTFAİYECİ olmak istedim."Annesinin içi burkuldu, ama gülümsedi... “Bora’nın dileğini gerçekleştirebilir miyim acaba?" diye düşündü.Ertesi gün, Ankara'daki İtfaiye Müdürlüğüne gitti…Ve orada yüreği en az Ankara kadar büyük itfaiyeciler ile tanıştı. Onlara oğlunun son isteğinden söz etti… Ve oğlunun itfaiye arabasıyla şehirde küçük bir tur atmasının mümkün olup olamayacağını sordu. İtfaiye Müdürü; "Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Eğer oğlunuzu Çarşamba sabahı saat sekizde hazır ederseniz, onu o gün şeref konuğu yapar,itfaiyeci kimliğine büründürürüz.” Bizimle itfaiye müdürlüğüne gelir, bizimle yemek yer, yangın söndürmeye gelir.” “Hatta, bize Bora’nın ölçülerini verirseniz, ona üzerinde Ankara itfaiyesinin ambleminin olduğu gerçek bir itfaiyeci kostümü diktirir, lastik botları ısmarlarız. Hepsi Ankara’da üretiliyor." Dedi Üç gün sonra, bir itfaiyeci Bora’yı aldı, ona elbisesini giydirdi, ve hasta yatağından itfaiye arabasına kadar eşlik etti.Bora, itfaiye arabasına kuruldu… . İtfaiye Müdürlüğüne doğru yol almaya başladılar Kendini çok mutlu hissediyor ve içi içine sığmıyordu. O gün Ankara'da tam üç yangın ihbarı olmuştu. Bora değişik itfaiye arabalarına, hatta İtfaiye Müdürünün resmî arabasına da binmişti. Yerel televizyonlar da onu izleyip, çektiler. Hayallerinin gerçekleşmesi, gösterilen sevgi ve ilgi, Bora’ya, o kadar moral vermiş, onu o kadar etkilemişti ki; Doktorların verdiği süre tam altı ay aşılmıştı. Ancak bir gece Bora’nın bütün yaşam belirtileri, dramatik bir şekilde yok olmaya başladı. Hiç kimsenin yalnız ölmemesi gerektiğine inanan başhemşire, aile bireylerini hastaneye çağırdı.Daha sonra Bora’nın itfaiyede geçirdiği en mutlu gününü hatırladı.İtfaiye Müdürlüğüne telefon açıp, “Bora’nın bu dünyaya veda ederken yanında, özel kıyafetleri içinde bir itfaiyecinin bulunması mümkün mü?” diye sordu. İtfaiye Müdürü, Küçük İtfaiyecinin son anlarını yaşadığını duyunca göz yaşlarına engel olamadı. Titrek bir sesle: “Elbette dedi. Hatta bundan daha iyisini de yapabiliriz. Beş dakika içinde oradayız.” Ancak; Sirenlerin çaldığını duyduğunuzda, paniğe yol açılmaması adına yangın olmadığını…”“Sadece itfaiyecilerin önemli bir meslektaşlarını ! ziyarete geldikleri anonsunu yapar mısınız?” Ve lütfen sirenleri duyduğunuzda Bora’nın odasının penceresini açınız" diye yanıtladı. Yaklaşık beş dakika sonra siren sesiyle birlikte Hastaneye çengel ve merdiven taşıyan itfaiye arabası geldi. İtfaiyeciler merdiveni açtılar ve Bora’nın 5.kattaki odasına doğru yaklaştılar. Tam on dört itfaiyeci Bora’nın odasına girdiler. Annesinin izniyle onu kucakladılar. ve ona; “onu ne kadar sevdiklerini” söylediler. Ölümle pençelesen Bora, İtfaiye Müdürüne baktı ve; "Efendim, ben simdi gerçekten itfaiyeci miyim?" diye sordu. Gözyaşlarını belli etmemeye çalışarak: "Bundan şüphen mi var Bora?“
diye yanıtladı müdür. Bu kelimelerden sonra, Bora gülümsedi ve; Gözlerini sonsuza dek kapattı. Belki farkında değilsiniz, Belki unuttunuz, Belki de, hep günlük işlerin arasında boğuluyorsunuz; Ama bilin ki ; HAYAT; ASLINDA,SEVGİ VE UMUT DAĞITMAKTIR.
Eğer Bora’nın dramını okurken,boğazınıza bir şeyler düğümlenip, gözleriniz dolduysa;başınızı ellerinizin arasına alıp biraz canınızı acıtacak bir düşünce gezisine çıkmaya adaysınız demektir. Varsayalım bir arkadaşınızın Küçük İtfaiyeci Bora gibi bir aylık ömrünün kaldığını öğrendiniz…Onunla kavga eder misiniz? Eşyalarına zarar verir misiniz? Alay eder misiniz? Kıskanır mısınız? Şikayet eder misiniz? Bir şeyini çalmaya yeltenir misiniz? Canını acıtmaya kıyabilir misiniz? Kısacası onu kıracak en küçük bir söz veya davranışta bulunabilir misiniz? Cevabınız HAYIR değil mi? Şimdi yüreğinizi sızlatacak varsayım; Varsayalım Canınızdan çok sevdiğiniz Anneciğinizin, Evinizin direği Babacığınızın, Küçük İtfaiyeci Bora gibi bir aylık ömrünün kaldığını öğrendiniz…Onlara saygısızlık eder misiniz? Sözlerini dinlemezlik eder misiniz? İstekleri olduğunda tembellik eder misiniz? Onların okuldan veya çevreden sizi şikayet eden sözler işitmesini ister misiniz? Onları üzmeye kıyabilir misiniz?Kısacası onları kıracak en küçük bir söz veya davranışta bulunabilir misiniz? Cevabınız HAYIR değil mi? Bu sorulara hayır cevabını vermek için, sevdiklerinizin bir aylık zamanının kalmasını beklemeyin!!! SEVGİ VE UMUT DAĞITMAK İÇİN GEÇ KALMAYIN !!! Çünkü sevdiklerinizin ve sizin ne kadar zamanınız kaldı bilmiyorsunuz !!! O ZAMAN, BU GÜNDEN TEZİ YOK, SEVDİKLERİNİZİN KIYMETİNİ DAHA İYİ BİLİN !!! VE GERÇEK SEVGİNİZİ ORTAYA KOYUN !!! SAYGILAR……….
Posted at 2008-05-17 11:11:03 PST(UTC-8H) |
Comments(2) | Permanent link
Jerry, çevresindekilerin çok sevdiği insanlardan biriydi. Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile.
Bu adam, bu halde bile nasıl iyimser olabiliyor? Birisi nasıl olduğunu sorsa; “Bomba gibiyim” diye yanıt verirdi hep.. “Bomba gibiyim.” Jerry bir doğal motivasyoncuydu...
Yanında çalışanlardan biri, o gün, kötü bir günündeyse, Jerry yanına koşar, duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı.
Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni... Bir gün Jerry’ye gittim. Anlayamıyorum dedim.. Nasıl olur da, her zaman, her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun... Nasıl başarıyorsun bunu?
Her sabah kalktığımda kendi kendime Jerry bugün iki seçimin var: Havan ya iyi olacak, ya kötü.. derim. Havamın iyi olmasını seçerim. Kötü bir şey olduğunda gene iki seçimim var: Kurban olmak, ya da ders almak.
Ben başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim. Birisi bana bir şeyden şikayete geldiğinde, gene iki seçimim var.. Şikayetini kabul etmek ya da ona hayatın olumlu yanlarını göstermek. Ben hayatın olumlu yanlarını seçerim.
Yok yahu, diye protesto ettim. Bu kadar kolay yani? Evet.. Kolay dedi Jerry.. Hayat seçimlerden ibarettir. Her durumda bir seçim vardır. Sen her durumda nasıl davranacağını seçersin. Sen insanların senin tavrından nasıl etkileneceklerini seçersin. Sen havanın, tavrının iyi ya da kötü olmasını seçersin... Yani sen, hayatını nasıl yaşayacağını seçersin!..
Jerry’nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu, uzun yıllar görmedim. Ama, hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek yerine, seçim yapmayı tercih ettiğimde hep onu hatırladım.
Yıllar sonra, Jerry’nin başına çok tatsız bir şey geldi. Soygun için gelen hırsızlar, paniğe kapılıp, Jerry’yi delik deşik etmişler... Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış. Taburcu edildiğinde, kurşunların bazıları hala vücudundaymış.
Ben onu, olaydan altı ay sonra gördüm. Nasılsın? diye sorduğumda, Bomba gibiyim dedi Bomba gibi. Olay sırasında neler hissettin Jerry dedim. Yerde yatarken, iki seçimim var diye düşündüm.. Ya yaşamayı seçecektim, ya ölümü.. Ben yaşamayı seçtim.
Korkmadın mı, şuurunu kaybetmedin mi !.. Ambülansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı. Bana hep İyileşeceksin merak etme dediler. Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla sürerlerken, doktorların ve hemşirelerin yüzündeki ifadeyi görünce ilk defa korktum.Bu gözler bana; Bana adam ölmüş diyordu. Bir şeyler yapmazsam, biraz sonra ölü bir adam olacaktım gerçekten..
Ne yaptın? diye merakla sordum.. Kocaman bir hemşire yanıma yaklaştı ve bağırarak herhangi bir şeye alerjim olup olmadığını sordu.. Evet diye yanıt verdim.. Var.. Doktorlar ve hemşireler merakla sustular.. Derin bir nefes alarak kendimi toparladım ve bağırdım: Benim kurşunlara alerjim var !..
Doktorlar ve hemşireler gülmeye başladılar. Tekrar bağırdım.. Ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin. Otopsi yapar gibi değil..
Jerry, sadece doktorların büyük ustalıkları sayesinde değil, kendi olumlu tavrının büyük katkısı ile yaşadı. Yaşaması bana yeni ders oldu.
Hergün, hayatımızı dolu dolu yaşamayı seçme şansımız ve hakkımız olduğunu ondan öğrendim.. Ve her şeyin kendi seçimimize bağlı olduğunu..
Bu yazıyı okuduğumda iki seçimim vardı,
1. Unutup gitmek. 2. Dostlarımla paylaşmak.
Ben, ikincisini seçip bunu sizlerle paylaşmayı tercih ettim.
Posted at 2008-05-14 16:47:11 PST(UTC-8H) Comments(0) | Permanent link
Takma kirpiğine kızıl alevi. Dumanlara yazıldığında aztek alfabesinin tüm sırları Kehanetin uğursuzluğundan korkan mezar hırsızı gibi Yere çevirtip yüzümü sindirme beni.
Bilirsin firavunluğuna kul köle olduğumu değil mi?. Bilirsin her gece yeniden taş taşıdığımı piramidine. Yine de yalnız salarsın beni Yarasaların çığlık attığı o gizli geçide. Erkeksen yanıma gel yedi baş ejderhanın nöbet tuttuğu Karanlık ve ıslak labirente. Gel. Zırhını kuşan silahın al da gel Kırılmasın okun, gerilmesin yayın Topun kılıcın mızrağın neyin varsa alda gel.
Ak toynaklı kısrağın olurdum yeleleri yaldızlı Zamanda yolculuk bize kalsaydı eğer.
Dikme gözünü ayrılık kokan yollara Kan ter içinde çekipte atını bir kenara Uyku molası olmasın yanımda soluklanışın Dinle söyleyemediklerimi. Dinle ki, Boşa gitmesin yakarışlar. Ya dinle.. ya da söyletme Tükenmesin git gide bütün anlatışlar. Al gardını sahip.. yılan sokması değil çöldeki. Dil yarası bu...sızlarsa kötü sızlar.
Posted at 2008-05-14 16:36:31 PST(UTC-8H) Comments(0) | Permanent link
*Ruh sağlığı yerinde olan bir insan olayları gerçekçi algılar.Yorumları ve olayları saptırmaz.
*Kendisiyle uyumlu ve barışıktır.Kuşkucu ve kendinden nefret etmez,aşağılık ya da üstünlük kompleksine kapılmaz,kendi bedenine karşı olumsuz tavrı yoktur.Neşeli,canlı,enerjiktir.
*Ruh sağlığı yerinde olan bir kişinin gelecekle ilgili planları olmalıdır.İdeallerine ulaşmak için gerçekçi yollardan gidebilmelidir.Gerçekleştiremediklerini başka doyum yolları bularak gerçekleştirebilir.
*Kendinden emin ve kendine güvenlidir.Kendine güven duygusunu iç ve dış yollardan kazanmıştır.Gerçeğe uygun kendine özgü bir öz saygı içindedir.
*Yeteneklerini keşfeder ve onları geliştirir.İnsanlık yararına kullanma yoluna gider.
*İnsanların onu takip ettiğini,onu kıskandığını,ya da düşmanlık yapmak istediğini düşünmez.Herkesin herkesi sevmesi gerekmediğini bilir.Sürekli insanlara ödün verme durumunda değildir.
*Önce kendini sonra başkalarını değil,kendi menfaatini düşündüğü kadar diğer insanlarıda düşünür.Onların haklarınada saygılıdır.
*İleriye dönük,gerçekçi,kendi yetenek ve güçleriyle orantılı planları vardır.
*Kendi bedenine karşı olumlu duygular duyar,onu beğenir.Beden ve ruh sağlığını korur ve onu devam ettirir.
*Ruh sağlığı yerinde olan kişi almaktan çok vermekten doyumsağlar.Yetişkin bir insanın başlıca bir işlevi başkalarına vermektir.Yinede sonuçta vermek ruh sağlığı belirtisi olamaz.Diğer maddelerle birlikte anlam kazanır.Almak vermek bir denge içindedir.
*Ruh sağlığı yerinde bir insan gerilim ve bunalımdan uzaktır.Tabiki bazı olaylar bizi üzebilir.Bunlar bizi derin üzüntülere boğmamalıdır.
*Ruh sağlığı yerinde olan bir insan şimdiki engellemeleri ileriye dönük bir kazanç olarak görebilir.Bebekken her istediğimizi ağlayarak elde ettik.Büyüdükçe gerçeklik prensibi ile tanıştık.Böylece bazı şeyleri önceden iyi davranışlarımızla ödemeden bir şey elde edemeyeceğimizi öğrendik.Kısacası her şeyin bir bedeli olduğunu öğrendik.
*Ruh sağlığı yerinde olan bir kişi geçirdiği denemelerden yararlanmayı bilir.Her insan kusur yapar,önemli olan bunlardan ders almayı bilmektir.Böylece iyiye doğrı bir gelişim kaydederiz.
*Ruh sağlığı yerinde olan bir insan duygularını olumlu yönde kullanmayı öğrenmiştir.Sevgi ve nefret duyguları yapıcı,yaratıcı olmalıdır.Dostça davranmayı planlar. Sevme yeteneğine sahiptir.Sonsuz bir sevgi dağarcığına sahiptir.
Yukarıda saydığımız özelliklerin hepsi bir insanda olması ideal olanıdır.Fakat bunların olmayabilir.Ancak yarıdan çoğu o insanda mevcutsa ruh sağlığından söz edebiliriz.Eğer çoğu yoksa o insanın ruh sağlığı bozulma yolundadır,ya da hastadır denilebilir.Hasta olmak ayıp değildir.Ayıp olan kişinin hastalığını inkar ederek geçiştirip durumu daha da kötüleştirmesidir.Ruh hastalıkları da kanser ya da tüberküloz gibi erken teşhis edilip tedavi yoluna gidilirse bir an önce sağlığına kavuşabilir.Aksi takdirde daha kötüye ,psikoza(delilik) kadar gider.Oysa erken teşhis ve tedavi her zaman bir insan kazandırır.
kaynak= çocuk ruh sağlığı yrd.Doç.Dr.Meliha KIRKINCIOĞLU
Ekin bilgiler gercekten, okunup bilgi almaya değer < anlayana>
saygılar.
Posted at 2008-05-14 16:26:53 PST(UTC-8H) Comments(0) | Permanent link
Baklava, nazar boncuğu ve lokumumuza sahip çıkan Yunanlıların son icraatı Karagöz ve Hacivat oldu.Yunanistan şimdi Karagöz ve Hacivat ın patentini almaya çalışıyor.
Uluslararası Kukla ve Gölge Oyunu Birliği (UNIMA) Türkiye Milli Merkezi Genel Sekreteri Hayrettin İvgin, Yunanistan ın Karagöz ve Hacivat ın patentini almaya çalıştığını söyledi.
İvgin, AA muhabirine, 1929 yılında Prag da kurulan UNIMA nın, 100 e yakın ülkede örgütlendiğini ifade etti. Türkiye nin 1991 de UNIMA ya üye olduğunu bildiren İvgin, şöyle konuştu:
“Dünyada 139 ülke UNIMA üyesi. Türkiye en son üye olan ülkelerden biri. Türkiye deki bütün gölge oyunu sanatçıları üyemiz. Birliğimizin kartını taşımayanlar, gösteri yapamaz. Türkiye de çok iyi Karagöz-Hacivat sanatçıları var. Ancak, Türkiye de bu sanata çok önem verilmediğinden sanatçı ve seyirci sayısı azalıyor. Hacivat ve Karagöz ün dünya üzerinde benzeri yok. Türkiye de Karagöz ve Hacivat can çekişiyor. Yunanistan da gölge oyunu benimdir diyor. Yunanistan, Karagöz ve Hacivat ın patentini almaya çalışıyor. Yunanlılar Karagöz e Karagoizis , Hacivat a Hacivatis diyor. Patentini de bu adlarla almaya çalışıyorlar. Tipleri de bizim tiplerimiz diyorlar. Yunanistan hükümeti bu işin üstüne çok düşüyor. Buna karşı girişimde bulunmamız için devletin Karagöz ile Hacivat a sahip çıkması gerekiyor. Milli sanatımız kaybolmaya yüz tuttu. Karagöz ve Hacivat ı küstürüyoruz.”
“BAKANLIK, FAZLA ÖDENEK AYIRMIYOR”
İvgin, devletin Karagöz ve Hacivat sanatını yüceltmek için bir gayrette bulunmadığını; Karagöz ve Hacivat ı tanıtmak için yeterli uluslararası kulis yapılamadığını söyledi.
UNIMA nın bir kongresinin Bursa da yapılması için girişimleri olduğu belirten İvgin, şöyle konuştu:
“Karagöz ve Hacivat oyunu Bursa dan çıktı. Biz bu kongrenin Bursa da yapılmasını istedik ancak, Bursa Belediyesi sıcak bakmadı. Hala cevap bekliyoruz. İmkansızlıklar yüzünden UNIMA nın hiçbir genel kuruluna katılamadık, dolayısıyla kongrenin Türkiye de yapılması için kulis yapamadık. Kültür ve Turizm Bakanlığı, bize bir derneğe yaklaşır gibi yaklaşıyor. Bizi sıradan bir birlik gibi görüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Karagöz ve Hacivat sanatına çok fazla ödenek ayırmıyor. Gölge oyunu dünyada çok sevilen bir sanat. Herkes, Türkiye nin böylesine özel bir sanata neden önem vermediğine hayret ediyor.”
Posted at 2008-05-14 16:08:31 PST(UTC-8H) Comments(0) | Permanent link